menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

RADYO

66 0
19.08.2026

Dünya bir yana radyosu bir yanaydı. Kahverengi kılıfının içinde beyaz frekans düğmesiyle cızırtılı bir dünyaya yolculuk ederdi buhranda olduğu vakitlerde. Radyonun antenini sağa sola doğru çevirir ve duygularına hitap eden bir frekansı tutturdu mu orada kalır, hayallere dalardı. 

Radyosu onun mahremiydi ve radyo dinlediği anlar da onun en mahrem ve uhrevi halinin tezahürüydü. Ağzı açık izlenen bir film, zevkten dört köşe olunan bir resim, aklı bir karış havaya sıçratan bir kadın, kalbi yerinden söken bir korku sahnesi ve insanı yerine oturtmayan bir heyecan kasırgası içinde sürekli cebelleşip dururdu. Bu radyo bir nevi onun demir attığı liman, eleğini astığı duvardı.

İnsan ruhunun en tenha sokaklarına değin sirayet eden yalnızlık rüzgârı onun ruhunun tamamını etkisi altına alıyor ve kuru bir yaprak misali oradan oraya sürüklüyordu. Kâh seyyarelere çıkıp yıldızlara arkadaş oluyor, kâh yerin altına girip böceklerle hemhal oluyordu. Onun iflah olmaz bir hali, şifa bulmaz bir derdi vardı. 

Güzel arkadaşım ne söyleyeceksin bugün bana bakalım, diye konuşmaya başlardı radyosuyla. Onun bu halini görenler aklını yitirdiğini düşünebilirdi pekâlâ. Özenle radyonun düğmesine basışı, antenini büyük bir incelikle yuvasından çıkarıp yukarıya doğru çekişi, cızırtısını büyük bir zevkle dinleyişi ve o an ki ruh haline uygun bir şarkıya da denk geldi mi duymuş olduğu zevki tarife ne kalem yeterdi ne de kâğıt.

Babaannesinden kalma bir radyoydu bu. Eskiydi ama cana can katıyordu. Her şeyden ve herkesten daha yakındı ona. Ağladığında onu teselli edecek şarkıları buluyordu radyosunda. Bir nevi gözyaşlarını silen el oluyordu radyo. Hüzünlüyse eğer radyonun frekanslarında mutlaka onun hüznünü dillendirecek bir şarkıya da denk geliyordu ve o an radyo onun omuzuna konan el oluyordu ve hüznünü paylaşıyordu onunla. Az da olsa neşeliyse o an, işte radyoda........

© Günışığı Gazetesi