TRUMP VE SİYASAL HURDALIK
Amerika Kasım’da kritik bir ara seçime gidiyor. Başkanlık yarışı değil belki ama sonucu başkanlık seçiminden aşağı kalmayacak bir dönemeçteyiz: Temsilciler Meclisi’nin tamamı ve Senato sandıkları yenileniyor. Donald Trump ise bu seçimi tamamen kendi liderliğinin ve politikalarının bir referandumu hâline getirmek istiyor.
Strateji ortada: Daha fazla Trump. Cumhuriyetçi Parti’nin Dallas’taki ilk ulusal ara seçim kongresinde de tartışmalar adayların programlarından çok doğrudan Trump’ın etrafında döndü. Hatta Trump, Kongre’de çoğunluğu korumaları halinde Amerikalı seçmenlere vaat ettiği ekonomik temettülerle çıtayı tamamen kişiselleştirdi.
Peki bu strateji neden taraftar buluyor?
Arthur Schopenhauer’in yüz yıllar öncesinden fısıldadığı o sarsıcı iddiayı hatırlayalım: İnsanı yöneten akıl değil, kör ve doyumsuz bir İrade’dir. Akıl dediğimiz mekanizma, bu iradenin sadece kurnaz bir hizmetçisidir; temel işlevi arzuları meşrulaştırmaktır. Formülü meşhurdur: Hayat, acı ile can sıkıntısı arasında gidip gelen bir sarkaçtır. Mutluluk sandığımız şey ise sadece acının kısa süreli dinmesidir.
Siyasi sonuç mu? İnsan, akılla yönetilemeyecek kadar irrasyoneldir. Demokrasi de bu irrasyonelliğin en somut, kurumsallaşmış hâlidir. Schopenhauer bu yüzden monarşiyi ya da çoğunluğun iradesini değil, “en soylu ve zeki olanların” oluşturacağı aristokrasiyi savunur. İnsanların doğuştan eşit olduğu fikrine ise sertçe karşı çıkar. Ama asıl mesele Schopenhauer’i Trump’ı açıklamak için kullanmak değil; Trump’ın siyaset tarzının Schopenhauer’in insan doğası analizini ne kadar çarpıcı bir şekilde doğruladığını görebilmektir.
Siyasal Hurdalık Ne Demek?
Hurdalıkta her şey icabına göre yan yana durur: Eski sloganlar, kırılmış kurumlar, atılmayan fikirler, geçmişten kalma öfkeler... Trump bunların çoğunu aynı potada eritti:
Göçmenlik korkusu ve kültürel kaygılar
Ekonomik güvensizlikler ve enflasyon baskısı
Washington ve medya karşıtlığı
Seçim sistemine........
