menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

TOPRAĞIN SAHİPLERİ VE RÜZGÂRIN ÇOCUKLARI

12 0
30.07.2026

Şehrin en eski çınarı, her sabah gölgesini meydana serer.

O gölge, adalet kadar serin değildir; çünkü dallarının altında her gün görünmez bir mahkeme kurulur.

Ne kanun vardır ortada ne de mühür...

Yalnızca yılların pasıyla kararmış diller, dededen toruna devredilmiş övgüler ve kimsenin yazmadığı ama herkesin ezbere bildiği bir içtihat...

Orada insanlar yargılanmaz; soyadları yargılanır.

"Şuranın köklü ailelerindendir..."

"Filancalar eşraftandır..."

Sanki gökyüzü tapuya bağlanmış, rüzgâr nüfus kütüğüne kaydolmuş, insanlık da aile albümlerindeki sararmış fotoğraflarla ölçülüyormuş gibi...

Bu fermanı kim yazıyor?

Hangi görünmez kâtip, insanların alnına "köklü", "eşraf", "yabancı" diye mühür basıyor?

Hangi cetvel, insanın haysiyetini dedesinin mezar taşının yaşına göre ölçüyor?

Ve hangi terazi, vicdanı altınla tartıyor?

Kasabanın hafızası tuhaf bir müzedir.

Orada servetin tozu, hakikatin üzerini örter.

Eski bir konak, yeni bir erdemden daha kıymetli sayılır.

Yüz yıllık bir ceviz sandık, tertemiz bir vicdandan daha fazla hürmet görür.

Dedesinin dedesi vaktiyle kahvehanede sedirin baş köşesine oturmuşsa, torunu ömrü boyunca o sandalyenin mirasını yer.

Çayın buharı bile asalet belgesi olur.

Bıyığın kıvrımı, şecere yerine geçer.

Sanki insanın karakteri doğduğu evin kerpicine sinmiştir de ömrü boyunca oradan çıkamayacaktır.

Eşraf olmayan aileler şerefsiz midir?

İşte trajedinin........

© Günışığı Gazetesi