GÜLİSTANIN GÜLLERİ ELAZIĞ BÜLBÜLLERİ -4
"Bir zamanlar genellikle Eyüp Camii-i Şerifi avlusunda bulunan Yatalak Efendi derler bir zat varmış.
Yatalak Efendi, meczupların hangisinin ne gibi fezaili haiz (hangisinin ne fazileti) olduğunu ve kerametlerine ilişkin menkıbelerini nakledermiş.
Ona göre, meczuplar asrın kutbu (zamanının uluları ve yüceleri) imişler. İnsanların umûr-ı dünyevilerini (dünyaya ait işlerini) bunlar idare ederlermiş.
Her şey onların yed-i idaresinde olduğundan, zevahir-i ahvale (dış görünüşlerine) bakıp mükedder (kederlenmek) ve müteessir olmak câiz değilmiş.
İşte bu gibi sözlere kanaat getiren olursa mütevekkil adamlar dâima müsterihü’l-bâl (gönül rahatlığında) olarak yaşarlar ve bu meczubların himmet ve ilhâmât-ı kudsiyyelerinden (kutsal ilhamlarından) istianeye (yardım almaya) çalışırlardı.
Celb-i hoşnûdîleri (sevgilerini kazanmak) için onları it’âm (besler) ve ikram ederlerdi”. (Pazarola Hasan Bey, Y. Selim Karakışla)
Eskiler meczuba "Hakk'ın çektiği adam" derdi.
Onlar artık dünya terazisiyle tartılamaz.
Akıl, onlarda son durağına kadar gitmiş; sonra kalbin sonsuz bilgisi karşısında diz çökmüştür.
Bazı şehirlerin tapusu, akıllıların kasalarında değil, delilerin (!) yırtık ceplerindedir.
Onlar "ukâlây-ı mecânîn"dir.
Yani akıllı deliler...
Dışarıdan bakınca yamalı bir ceket...
İçeriden bakınca yıldızlarla örülmüş bir gökyüzü...
Bayezid-i Bestâmî'nin tımarhanede karşılaştığı o meczup, çağlar ötesine........
