Kerbela’dan insanlığın vicdanına düşen ateş
Bazı acılar vardır, üzerinden yüzyıllar geçse de eskimez. Kimi yaralar vardır, kabuk bağlasa bile her Muharrem’de yeniden kanar. Çünkü zaman, toprağın üzerindeki izleri silebilir ve fakat insanlığın vicdanına kazınan acıları silemez.
İşte Muharrem, böyle bir hatırlayıştır.
Hicrî takvimin ilk ayı olan Muharrem, İslam tarihinde dört haram aydan biri kabul edilir. Barışın, can güvenliğinin ve kutsallığın sembolü olan bu ay, ne yazık ki tarihin en büyük acılarından birine tanıklık etti.
Miladi 680 yılında, Kerbela’da, Hz. Muhammed’in sevgililer sevgilisi torunu Hz. Hüseyin ile birlikte ailesi ve yol arkadaşları kuşatıldı. Yüzyıllar sonrasında canımızı yakacak şekilde günlerce susuz bırakıldı ve Muharrem’in onuncu günü olan Aşura’da hunharca katledildi.
O gün yalnızca yetmiş iki can toprağa düşmedi.
O gün adaletin boynu büküldü, vicdanın sesi kısıldı, insanlık tarihine silinmeyecek bir utanç yazıldı.
Tarihçiler, Kerbela’yı sadece siyasi bir iktidar mücadelesi olarak değerlendirmez. Bu hadise, hak ile zulmün, vicdan ile hırsın, adalet ile zorbalığın karşı karşıya geldiği en büyük kırılmalardan biridir.
Hz. Hüseyin’in, ‘Zulme rıza göstermem’ anlayışı, asırlardır sadece Müslümanlara değil, adalet arayan bütün insanlığa ilham olmuştur.
İşte bu yüzden Kerbela, yalnızca bir tarih değildir.
Kerbela, her çağda yeniden yaşanan bir vicdan........
