BARIŞ KİME, NEDEN?
Ya halk ağzıyla çarşiye şevıtı denilen yanık çarşıya girin ve içerideki çay ocaklarının birinde mola verin. Bir iki çay için. Ama kulaklarınız hep açık olsun. Ya da Ulu Cami’nin yazın önünde, kışın ise yanlarda bulunan çay ocaklarında eyleşin. O nefis çayınızı yudumlarken tartışmalara kulak verin.
Yerel ve ulusal basın mensubu arkadaşlarım inanın en güzel ve en gerçeğe yakın gün görmemiş haberleri, yorumları buralarda bulacaksınız.
Yine böyle bir gün. Hem kaçak çayımı yudumluyor hem de sanıyorum içlerinde üniversiteli gençlerin de olduğu bir guruba kulak veriyorum.
Biri;
“Türkiye’de “barış” kelimesi ne zaman yüksek sesle telaffuz edilse, insanın içine tuhaf bir ürperti düşüyor, kardeşim. Çünkü bu ülkede barış, çoğu zaman bir insani ihtiyaç olarak değil, bir devlet refleksi olarak hatırlanıyor, buna çoğu kez şahit olmadık mı? “
Bir diğeri;
“Zamanı gelince çağrılıyor, işi bitince rafa kaldırılıyor. Biz bunları hep yaşadık.
“Bugün yeniden barış konuşuluyorsa, bunun sebebi vardır kardeşim. Sanıyor musunuz, yalnızca anaların gözyaşları mı? Yıllardır toprağa düşen gençler mi? Yoksa yoksulluğun, adaletsizliğin, inkârın artık taşınamaz hale gelmesi mi?
“Keşke öyle olsaydı…”
Bir kız sanırım öğrenci;
........




















Toi Staff
Sabine Sterk
Gideon Levy
Mark Travers Ph.d
Waka Ikeda
Tarik Cyril Amar
Grant Arthur Gochin