menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Görmeden bilmek, duymadan yazmak

3 0
28.01.2026

Doğru.

Ama illa konuşulacaksa da, mevcut duyduklarımızdan daha fazlası gerekir.

Mesela bilgi, temas ve samimiyet.

Ne yazık ki bu üçlünün eksik olduğu bir yerden konuşan, hatta ahkâm kesen çok sayıda yazar ve gazeteci var. Kürtler’in yaşadığı yerleri bilmeden, o sokaklarda yürümeden, o evlere misafir olmadan, o insanların gündelik hayatına tanıklık etmeden ‘Kürt sorunu’ hakkında kalem oynatmak ise cesaretten çok konforla ilgili.

Kürtler’in yakın tarihimiz boyunca neler yaşadıklarını tanıklarından dinlemeden, çekilen acıların fotoğraflarına dokunmadan ve bu acıları ömürleri boyunca yaşamak zorunda kalanlara kulak kesilmeden konuşmak ise biraz ‘vicdanla’ alakalı. İstanbul’un, Ankara’nın, İzmir’in merkezinden bakarak, harita üzerinde yeri bilinen ama zihinde hâlâ ‘uzak’ olan şehirler hakkında yazılan yazılar.

Diyarbakır, Van, Mardin, Hakkâri; çoğu köşe yazısında ya bir istatistikten ya da bir güvenlik parantezinden ibaret olarak değerlendiriliyor. Oysa bu şehirler rakam değil, manşet hiç değil. Yaşayan, düşünen, gülen, öfkelenen insanlardan oluşuyor.

Bu yazarların ortak bir dili var. Kürt sorunu ya tamamen inkâr edilir ya da sadece bir kaç boyuta indirgenir. ‘Ekonomik geri kalmışlık’, ‘terör’, ‘dış güçler’........

© Güneydoğu Ekspres