BİR LOKMA, BİR HIRKA…
Modern insanın en büyük telaşlarından biri, sahip olduklarının hiçbir zaman yeterli gelmemesi. Bir evimiz vardır, daha büyüğünü isteriz. Bir arabamız vardır, daha yenisini düşünürüz. Dolabımız kıyafetlerle doludur ama sabah aynanın karşısında yine “giyecek hiçbir şeyim yok” deriz. Sahip oldukça eksilir, aldıkça daha fazlasını isteriz.
Tam da böyle bir çağda, eski ve sade bir söz olan “Bir lokma, bir hırka” yeniden kulaklarımızda yankılanıyor.
Bu söz, yüzyıllardır tasavvuf ve kanaat kültürüyle birlikte anılan bir hayat anlayışını temsil eder. İlk bakışta insanı dünyadan elini eteğini çekmeye, yoksulluğu kabullenmeye çağırıyor gibi görünebilir. Oysa meselenin özü yoksul olmak değil, ihtiyaç ile arzunun arasındaki sınırı bilmektir.
Bir lokma, insanın karnını doyuracak kadarını; bir hırka ise bedenini örtecek kadarını anlatır. Yani insanın gerçekten ihtiyaç duyduğu şeylerin sınırlı, arzularının ise sınırsız olduğunu hatırlatır.
Bugün bizi yöneten ekonomi, tam tersini söylüyor.
Daha fazlasını satın al. Daha yenisini kullan. Daha büyüğüne sahip ol. Eskisini beğenme. Elindekinin modası geçtiğine inan. Mutluluğu bir sonraki........
