menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

“Öcalan ile görüşme tutanağı” münasebetiyle süreç hakkında serbest fikirler

11 0
30.08.2026

Metinlerdeki tahrifatı yahut dezenformasyonu kim/kimler yapmış olabilir? Aklımıza ilk gelenleri sıralayalım: Norm devlet ile norm dışı devlet; Türkiye genelinde Türkçü muhalefet taraftarları (İYİ Parti, Zafer Partisi gibi); kimi dogmatik Atatürkçü/Kemalist askerler ve siviller; Kürt mahallesindeki süreç karşıtları; uzak ihtimal bile olsa İsrail muhibbi Türkiyeliler; Kürtlerin barışma yerine savaşmasını isteyenler vb.

20 Ağustos 20026’da “Abdullah Öcalan ile (İmralı’da) Görüşme Notu” başlığı altında uzun bir paylaşım, sosyal medya veya başka kanallarla dolaşıma sokuldu. Notları görüp okuduktan sonra hakkında yazılı yorum yapmaya niyetlendim.

Yoğunluğumdan ötürü tasarladığım vakitte okuyup değerlendirme yapamamıştım. İyi ki de öyle olmuş. Zira ertesi günü DEM Parti İmralı Heyeti, “Sosyal medyada Abdullah Öcalan’a atıfla ‘görüşme notu‘ veya ‘tutanak‘ adı altında dolaşıma sokulan metinlerin, süreci sabote etmeye yönelik tehlikeli bir faaliyet olduğunu” belirterek, “Resmi zemine dayanmayan hiçbir belgeye itibar edilmemelidir” uyarısında bulundular.

Bir gün sonrasında Kandil’deki Hareket Yönetimi de bir açıklama yaptı: “İmralı’da çeşitli tarihlerde yapıldığı iddia edilen görüşmeler dijital medya üzerinden yayınlanmıştır. Yayınlanan bu yazılarda birçok yalan ve düzmece ifadenin bulunması bilinçli ve amaçlı hazırlandığını göstermektedir. Bu planlı bir provokasyondur!”

Güvenlik kaynakları tarafından 25 Ağustos’ta yapılan açıklama ise şöyleydi: “Sosyal medya mecralarında son dönemde gündeme gelen ve İmralı’da gerçekleştiği yönünde iddia olunan görüşme, tutanak, konular ve isimler gerçeği yansıtmamaktadır. Dezenformasyon içeren ve hayal mahsulü içerikler maksatlıdır. Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşme sürecinden rahatsızlık duyan mihraklar tarafından servis edildiği açıktır. Bunlar süreci sabote etmek isteyen girişimlerdir ve itibar edilmemelidir. Devlet ve millet sabotaj girişimlerine karşı daima tetiktedir.”

Tutanak tamamen düzmece mi yoksa tahrif mi edilmiş?

Görüşme tutanağı ismiyle servis edilen metne bakıldığında tarz, üslup, çerçeve, mantık, fikriyat, zihniyet ve vizyon açısından Öcalan’ın resmi ifadelerini ve arşiv niteliğindeki kayıtlı söylemlerini andıran/çağrıştıran cümle, ibare, ifade ve kavramların var olduğu görülecektir.

Gelgelelim titizce ve satır arası okumalar sonucunda; metinde kullanılan Ezop dili, ezoterik tabirler ve imalı söylemler tetkik edildiğinde görülecek olan şimdilik şudur: Söz konusu söylemlerle dolaşımdaki notlarda geçen kimi klişe, basmakalıp veya iyi taklit edilmiş ibareler-ifadeler-kavramlar arasında farklar olduğu görülecektir.

Tutanakta konu bütünlüğü yoktur; daldan dala atlayan sohbetler söz konusudur. Arada bir magazinsel (Öcalan’ın annesinden bahsetmesi gibi) hususlar da yer almaktadır. Öcalan’ın kendini ön plana çıkarıp “Ben yaparım, ben ederim” türünden fazlasıyla ben merkezci davranarak kolektif fikri/düşünceyi ve pratiği geri plana ittiği de görülmektedir.

Öcalan’ın bu metinlerde sadece egemenlerle muhatap olup durmadan onlardan söz etmesi, buna karşılık esas dayanıp güç alması gereken Kürt halkından neredeyse hiç bahsetmemesi de dikkatlerden kaçmıyor. Oysa kendinden direkt aktarılan haberlere bakılırsa, müzakere sürecinde her meslekten çok sayıda kişiyle görüşüp fikirlerini almak istediği ve danışmanlara ihtiyaç duyduğu söylenmektedir.

Metinlerdeki tahrifatı yahut dezenformasyonu kim/kimler yapmış olabilir? Aklımıza ilk gelenleri sıralayalım: Norm devlet ile norm dışı devlet; Türkiye genelinde Türkçü muhalefet taraftarları (İYİ Parti, Zafer Partisi gibi); kimi dogmatik Atatürkçü/Kemalist askerler ve siviller; Kürt mahallesindeki süreç karşıtları; uzak ihtimal bile olsa İsrail muhibbi Türkiyeliler; Kürtlerin barışma yerine savaşmasını isteyenler vb.

Bilhassa “istihbarat” ve ”psikolojik savaş” eksenli bir karşı faaliyet söz konusuysa, burada hem süreç hem de kamuoyunun geleneksel engellemelerin dışında bir yöntem ile karşı karşıya bulunduğunu belirtmemiz gerekiyor.

Vaktiyle gazeteci M. Ali Birand’ın 1992’de PKK lideriyle yaptığı röportajı da dönemin güvenlik birimleri izleyip yayınlanmasını onaylamışlardı. Ama tek bir şartla: Öcalan’ın karizmasını çizip büyülü imajını bozacak kimi görüntüler olduğu gibi verilmeliydi. Nitekim Öcalan’ın konuşurken burnunu sildiği mendili gözünü silmek için kullanması ön plana çıkarıldı ve defalarca yayınlandı.

Modern istihbaratta algı yönetimi ve belirsizlik inşası

GÜVENSAM Genel Koordinatörü Cihad İslam Yılmaz’ın son aylarda konumuzla ilgili özel olarak Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT), genel hatlarıyla da küresel istihbarat yöntemleri hakkında öğretici değerlendirmeleri bulunmaktadır. 3 Nisan 2026 tarihli Independent Türkçe gazetesinde yayınlanan “İlk hamleyi görmeden son hamleyi tasarlamak için” başlıklı makalesinde de şöyle bir giriş yapıyor:

“Satrançta ustalığın özü, yalnızca birkaç hamle sonrasını hesaplamak değildir; asıl maharet, oyunun henüz başında muhtemel final tablolarını zihinde kurabilmektir… Türkiye’de son yıllarda gözlemlenen dönüşüm, Milli İstihbarat Teşkilatı’nın bu anlayışı nasıl kurumsallaştırdığını gösterir…

Modern istihbarat yalnızca izleyen değil, öngören ve yön veren bir akılla hareket etmek zorundadır. Bilgi asimetrisi bu sürecin en güçlü kaldıraçlarından biridir. Rakip sizin niyetinizi tam olarak kavrayamadığında, taktik adımlarınızı yanlış yorumlar ve hatalı karşılıklar üretir. Bu, basit bir dezenformasyon değil; stratejik belirsizlik inşasıdır…

Çok aktörlü kriz alanları, iki oyunculu satrançtan katbekat karmaşıktır. Suriye örneğinde Türkiye; ABD, Rusya, İran ve bölgesel aktörlerle aynı anda etkileşim içindedir… İstihbarat ile diplomasi arasındaki artan eşgüdüm, bu dengenin inşasında belirleyici olur. Artık istihbarat yalnızca bilgi sağlayan bir arka plan unsuru değil; müzakere masasında alan açan, teminat üreten ve riskleri dengeleyen aktif bir aktördür.”

Veri madenciliği değil, anlam mühendisliği

Yazarın aynı gazetede yayınlanan 24 Ağustos 2026 tarihli değerlendirmesi ise şöyle:

“…Böyle bir dünyada istihbaratın yalnızca ‘ne oldu’yu raporlayan bir kurum olması yetmez. İşte tam bu noktada, Millî İstihbarat Teşkilatı’nı klasik veri toplayıcı kimliğinin ötesine taşıyacak bir kavram beliriyor: Anlam Üretici İstihbarat Teşkilatı.

İstihbaratın en temel işlevi hiçbir zaman yalnızca bilgi toplamak olmamıştır; bilgiyi anlamlandırmak, onu bir bağlama oturtmak ve devlete işe yarar bir çerçeve sunmak olmuştur. Ne var ki kurumsal pratikte bu ayrım çoğu zaman bulanıklaşır. Saha raporları, sinyal istihbaratı........

© Güneydoğu Ekspres