menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Çözülüş: Kendinin sonu

16 0
09.04.2026

Bazı sözler vardır; bir şeyi anlatmak için değil, anlatma alışkanlığını kesmek için doğar. Bu metin de tam olarak böyle bir eşikte duruyor. Burada bir yön tarif edilmiyor, bir sistem kurulmaya çalışılmıyor, bir fikir savunulmuyor.

Sadece alışıldık olanın dışında kalan bir bakışın izleri, fark edilebilir bir açıklığa bırakılıyor. Okuyanın buraya birikimiyle gelmesi değil; o birikimin bir anlığına geri çekilmesi mümkün olsun diye yazılıyor bu satırlar. Çünkü bazı şeyler, ancak zihnin gürültüsü sustuğunda görünür hale gelir. Bu yüzden burada bir başlangıç yok, bir yönlendirme yok, bir çağrı da yok. Yalnızca fark edilebilecek bir açıklık var. Ve o açıklıkta durabilen herkes, karşılaştığı şeyi kendisi tanır.

Kendimi anlatmak değil, durduğum yeri görünür kılmak

İnsan kendinden söz etmeye başladığında çoğu zaman bir kimlik kurar. Oysa bazı anlarda ortaya çıkan şey bir kimlik değil, bir duruştur. Benim için mesele tam olarak burada başlıyor. Kendim hakkında konuşmayı arzulayan biri değilim; çünkü anlatı çoğu zaman gerçeğin önüne geçer. Buna rağmen, yöneltilen soruların ağırlığı bazı şeyleri görünür kılmayı kaçınılmaz hale getiriyor. Ne yaptığım, kime seslendiğim, neyi amaçladığım… Yüzeyde basit görünen bu sorular, derinde insanın varoluşuna dokunur. Bazen bir sabah uyanırsın ve daha hiçbir şey yapmadan, zihninin günün geri kalanını nasıl dolduracağını fark edersin. İşte o anda, görünmeyen bir yönlendirmenin içinde yaşadığını anlarsın. Bu yüzden cevap vermek bir açıklama değil; bir farkındalık alanı açma girişimidir.

İnsanlık tarihi büyük ölçüde takip etme ve takip edilme arzusu etrafında şekillendi. Birileri önde yürüdü, diğerleri arkadan geldi. Kimi rehber oldu, kimi bir rehberin gölgesine sığındı. Ama bu döngü insanı hakikate yaklaştırdı mı, yoksa yalnızca yönünü mü değiştirdi? Bu soru hâlâ açık.

Ben ne birini takip etmek isterim ne de birilerinin beni takip etmesini. Çünkü takip, çoğu zaman insanın kendi iç sesinden uzaklaşmasının en incelikli yoludur. Başkasının yolunu yürümek, kendi sesini fark edememekle sonuçlanır. Bunu bir gün, tamamen sessiz bir içsel mekana dokunduğumda fark ettim; hiçbir şey olmuyordu ama zihnim sürekli konuşuyordu. O konuşmayı susturmadığım sürece, gerçekten kendime ait bir alanın olmadığını gördüm. İşte bu yüzden durduğum yer bir yön gösterme iddiası değil; herkesin kendi duruşunu ve kim olmadığını görebileceği bir açıklık bırakmaktır.

Takip edilme arzusu dışarıdan güç ya da etki gibi görünür. Oysa çoğu zaman görülme ve onaylanma ihtiyacından beslenir. Kendi varlığını kendi içinde hissedemeyen insan, bu hissi başkalarının gözünde arar ve böylece fark etmeden kendinden uzaklaşır. Bu yalnızca bireysel bir eğilim değil; tarihsel bir alışkanlıktır. İnsan ya takip ederek var olmaya çalışmış ya da takip edilerek anlam bulmuştur. Ama bu döngü, insanın özünden kopuşunun en incelikli biçimlerinden biridir. Takip eden kendi yönünü bırakır, takip edilen ise bir role sıkışır. Biri kendini kaybeder, diğeri........

© Güneydoğu Ekspres