UĞUR MUMCU’SUZ 33 Yılın Ardından…
Bugünkü yazımda! Fikri takibi olan, her yazısıyla karanlıkta bir fener gibi aydınlatan, söz ustası, yiğit, idealist, cesur bir kaleme duyduğumuz ihtiyacın derinliğini, yaşadığımız her olayda yokluğunu hissettiğimiz bir keskin kaleme, bir kırık gözlüğe ne çok özlem duyduğumuzu dile getirmek istiyorum…
Bugünkü yazımda! Çok çalışkan, çok bilgili, çok kararlı, yılmayan bir kalem olduğu için elimizden acımasızca alınan Uğur Mumcu’nun yaşamın sert, acımasız yanlarını dile getirirken sözünü esirgemeyen, göz açan, ufuk açan, gerçeklerin altını cesurca çizen bir kalem ve kelam ustası olduğu için hesaplı ve kitaplı adımlarla hayattan koparıldığını bir kez daha hatırlatmak istiyorum…
Bir Afrika atasözü der ki; “Bir bilge öldüğünde bir kütüphane yanmış demektir” Tanıyan, tanışan, okuyan, bilen, herkesin yüreğine dokunan bu kalem için söyleyecek çok şey var, ancak söze nereden başlayacağımı, yazıya neleri sığdıracağımı bilemiyorum.
Bildiğim o ki; Uğur Mumcu lise yıllarında tanıştığım ve alıştığım, üniversite yıllarımda dosyalayarak paylaştığım, yazı ve yorumlarıyla bizim kuşağa temel atanlardan biriydi. Aradan bunca yıl geçti. Belleğime ve arşivime kazınan o kadar çok yazısı, başucumdan ayırmadığım o kadar çok kitabı, arşivimde başı çeken o kadar çok makalesi var ki…
Şimdi ben kalkıp; şiir tadındaki yazılarıyla, sözcüklere kattığı ruhla, siyasi yazılarındaki edebi tatla, ince mizah ve özgün........
