Sonuç mu? Ortada…
Bir zamanlar umutlarımız vardı, bitip tükenmez hayallerimiz vardı, ağzımızın tadı vardı, ülkede aydınlık ve ışık vardı, her kademede yöneticilerin yönetici, yasa ve kuralların geçerli olduğu bir ülke vardı. Şimdilerde bizim kuşağı geçtik, gençler bile nefes almakta zorlanıyor…
Taşra kentinde doğup büyüyen biri olarak şunu açık ve net olarak diyebilirim ki; yüreklerimiz küçük, hülyalarımız büyükken azla yetinmeyi, dayanışmayı öğreten, ayaklarımızı sağlam basmamıza zemin hazırlayan, bize düşünmeyi, araştırmayı, sormayı, sorgulamayı öğreten öğretmenlerimiz vardı. Bugün ise mavileri griye döndüren, sıkkın olan canları daha da sıkan koşullarda, savrulmakla kavrulmak arasında gidip gelen bir kuşak var…
Bir zamanlar mahalle bekçisinden mahalle muhtarına, mahalle bakkalından mahallenin delikanlılarına, mahalle kahvesinden mahalle manavına kadar içten, anlayışlı, yardımsever, dost, cömert, özverili, hayatımızı kolaylaştıran ve yaşamımızda önemli yer tutan, unutmadığımız, unutamadığımız mahalle kültürü vardı. Şimdi yerinde yeller esen…
Tam da burada gerçeklerle yüzleşme zamanı: Kars’tan İstanbul’a 1983 yılında taşındık. O gün bugün alışveriş yaptığım marketin et reyonundaki kasap anlattı ve "Yazar mısınız?" dedi, söz verdim yazıyorum.
“Bu market açıldığı günden beri buradayım. İlk kez et alırken düşünen, vazgeçen, bakıp başını çeviren, telefonla sorup cayan müşterilerim oluyor. Geçenlerde bir kadın geldi, 100 gram kıyma istedi. Ben de 'Makineye yapışır, size........
