menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Akdeniz İçin 5 Katmanlı Gıda Planı

3 0
yesterday

Neden Akdeniz, Neden Şimdi? İklim ve Tekel Kıskacı

Akdeniz, dünya ortalamasından yüzde yirmi daha hızlı ısınıyor. Su, gıda ve enerji güvencesi aynı anda elden gidiyor. Bazı bölgelerde yağmura dayanan tahıl veriminin yüzde altmış dörde varan oranda düşeceği öngörülüyor. Fas’ta kişi başına düşen yenilenebilir su, 1960’ta iki bin beş yüz metreküpken bugün altı yüz elli metreküpün altına inmiş durumda.

Havza ülkelerindeki barajlar yıl içinde yüzde onun altına geriliyor. Kıyı bölgelerinde yeraltı tatlı su kaynaklarına deniz suyu karışmaya başladı. Türkiye’de son dönem buğday üretimi yüzde beş, arpa yüzde on iki, mısır yüzde on düştü. Bu düşüşün bedelini hepimizin her gün mutfakta ödediğini biliyorum. Sofrada bir acı var. Bu acının kaynağı yalnızca kuraklık değil.

Çünkü bu biyofiziksel çöküş, küresel gıda düzeninin yapısal çarpıklıklarıyla üst üste bindi. Dört büyük tohum tekeli, dünyadaki tohum pazarının yüzde altmışından fazlasını tek elde topladı. Tahıl ticaretinde ABCD diye anılan dört şirket, dünyadaki alışverişin neredeyse yüzde doksanını kendine bağladı. Avrupa Birliği’nin Ortak Tarım Politikası, çiftçi isyanlarıyla sarsılmış bir meşruiyet krizine girdi.

Tarımı ayrıcalıklı bir sektör olmaktan çıkarmaya çalışan dönüşüm süreci tersine döndü. Avrupa, yapısal reformu başaramadığını açıkça gösterdi. Yani emeklinin cebinden, öğrencinin sofrasından, çiftçinin tarlasından, mevsimlik emekçinin rızkından kesileni, birkaç dev şirket kendi merkezinde biriktiriyor.

Beş Katmanlı Model Nasıl İşler?

Akdeniz Gıda Egemenliği Ağı, beş katmanlı egemenlik modeli üzerine inşa edilmeli: Uluslarüstü bir Akdeniz Gıda Egemenliği Konseyi, her ülkenin kendi ulusal koordinasyon birimi, havza ve bölge temelli platformlar. Bu yapı Türkiye’de ilçeden il ve bölgeye uzanan Gıda Politikaları Konseyleriyle ve Türkiye Gıda Politikaları Kurulu’yla birleşmeli. Türkiye Gıda Güvenliği Kurumu da bu zincirin ana omurgası olmalı.

Konsey her yıl zirve düzeyinde toplansın. On beş üye ülkenin bakan seviyesinde temsilinden oluşan yüksek karar organı olarak çalışsın. Başkanlık on sekiz aylık dönemlerle el değiştirsin. Coğrafi ve kurumsal denge bu rotasyonla gözetilsin.

Sistemin teknik koordinasyonunu, verisini, bütçesini ve lojistik omurgasını yürütecek Daimi Sekreterya Ankara’da, Atatürk Orman Çiftliği üzerinden faaliyet göstermeli. Ben Türkiye’nin gıda mühendisliği birikimini, ata tohumu, soğuk zinciri ve dijital altyapıyı bu masaya koymasını doğru buluyorum. Karşılığında eşit oy hakkı dışında bir ayrıcalık da istemesin.

Bari, İzmir ve Tunus’un birlikte yürüteceği bir Akdeniz Tohum Müştereği Ajansı kurulmalı. Tohum, bir şirketin patenti değil halkların ortak mirasıdır. Üye ülkelerin ortak sermayesiyle, dolara bağımlı olmayan, ulusal paralardan oluşan bir sepet üzerinden işleyen Akdeniz Gıda Egemenliği Bankası Perpignan’da kurulmalı. Kalkınmanın finansmanı büyük sermayenin insafına bırakılamaz.

Bu Ağın Önündeki Engeller Neler?

Bu Ağın önünde ciddi engeller var. Ben bunları saklamadan konuşmak gerekiyor.Türkiye-Yunanistan-Kıbrıs gerilimi en kırılgan noktalardan biri. Gıda meselesi diğer siyasi tartışmalardan açıkça ayrıştırılmalı. Teknik ajanslar siyasi kavgalara bulaştırılmamalı. Dönüşümlü başkanlık asla iki ülkeye peş peşe verilmemeli. Kıbrıs’ta tohum ve zeytinyağı için Kuzey ile Güney’in birlikte çalışacağı ortak bir teknik ekip oluşturulmalı.

İsrail-Filistin-Lübnan ekseninde ise net bir tutum gerekiyor. Akdeniz Gıda Egemenliği Ağı İsrail’i üye olarak içermemeli. İsrail, ancak Gazze’ye insani gıda koridoru açtığına ve Filistin ile Lübnan’a yönelik orantısız ve sivil halkı hedef alan saldırılara son vereceğine dair taahhütle kabul görebilir.Türkiye’yse demokratik meşruiyeti, teknik güvenilirliği ve uluslararası ağlarla uyumu aynı anda taşıyabilecek bir kurumsal omurgayı kuracak sağlamlığa erişmeli. Avrupa Birliği’nin hukuki kısıtlarıyla çatışmamak için Ağı kuracak ülkeler, Birlikle yakın bir işbirliği mekanizması inşa etmeli.

Kuzey Afrika’da kooperatifçiliğin temelleri yeniden atılmalı. Yasal çerçeve kurulmalı, temel kooperatif ağları örülmeli. Çünkü küçük üretici örgütsüz bırakıldığı her yerde tekele yem olur.

Akdeniz’deki bu gıda egemenliği mücadelesinin yirmi birinci yüzyılın en önemli eşiklerinden biri olarak belirdiğini görüyorum. Bu eşik aşılırsa yalnızca beş yüz milyon insanın beslenme güvencesi yeniden kurulmaz. Kapitalist gıda-tarım sisteminin küresel meşruiyeti de yeniden müzakereye açılır. Böyle bir müzakerede emekçinin, emeklinin, öğrencinin, çiftçinin, kırsaldan kente göçen ailelerin sesi masada olur.


© Gerçek Gündem