menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Gezi Anneleri

13 0
26.01.2025

Mademki 12 yıl sonra Gezi dosyalarını açtınız, ben de “Annelerinin acıları” üstündeki kederi havalandırayım. Vicdan körelmesine iyi gelir!

YAZGINI SEV

Nietzsche’nin sıkça kullandığı “Amor Fati/Yazgını Sev” tümcesini düşünüyorum:

“Deniz kıyısında bir ihtiyar taşçı kayayı yontmaktadır. Güneş onu yakıp kavurur. O da Tanrı’ya yakarır, “Keşke güneş olsaydım” diye. “Ol” der Tanrı. Güneş oluverir. Fakat bulutlar gelir örter güneşi, hükmü kalmaz. Bulut olmak ister. “Ol” der Tanrı. Bulut olur. Rüzgâr alır götürür bulutu, rüzgârın oyuncağı olur. Rüzgâr olmak ister bu kez. Yine “Ol” der Tanrı. Rüzgâr her yere egemen olur, fırtına olur, kasırga olur. Her şey karşısında eğilir. Tam keyfi yerindeyken koca bir kayaya rastlar. Oradan eser, buradan eser, kaya bana mısın demez! Bildiniz, Tanrı kaya olmasına da izin verir. Dimdik ve güçlü durmaktadır artık dünyaya karşı... Sırtında bir acı ile uyanır... Bir ihtiyar taşçı kayayı yontmaktadır...” (Friedrich Nietzsche, Amor Fati)

Bizimkiler yazgısını nasıl sevsin?

Onlar, ihtiyar taşçı gibi yüreğinde acıyla uyanan anneler...

Yaz mevsiminin sıcak günlerinde başlayan “Gezi Parkı” eylemlerinin ilk kurbanı Mehmet Ayvalıtaş. İstanbul Atakent’te oturan başı yazmalı bir anne, ağlıyor. Sözüm ona o yaz “Çözüm Süreci” nedeniyle artık yazmalı evlere şehitler gelmiyor diye seviniyoruz. Bu sevinç öyle kısa sürüyor ki, anlatamam.

Fadime Ayvalıtaş, gözyaşları ile televizyon ve gazetelerde ses verince “Eyvah” diyorum. Öldürülen gazeteci Metin Göktepe’nin ardından........

© Gazete Pencere