Perdenin arkasında kalanlar: Musikinin üç dehası Maria Anna Mozart, Fanny Mendelssohn, Clara Schumann
Dünyada müzik tarihi, özellikle de Batı müziğinde, dahi figürlerinin etrafında örülen mitlerle huşu içinde yazılır. Klasik müziği bilmeyenler bile Mozart’ın çocuk yaşta krallara verdiği konserleri ve yazdığı senfonileri bilir. Keza romantik müziğin ilahları sayılabilecek Mendelssohn ve Schumann’ın besteleri konuşulur ama onların aynı derecede, hatta belki de daha fazla yeteneğe sahip kız kardeşleri ya da eşleri arka plana atılmış ve yakın tarihe kadar unutulmuştur.
Bugün sizlere toplumsal cinsiyet normları yüzünden görünmez kılınmış, yaratıcılıkları ve üretimleri sınırlanmış ya da kısıtlanmış, adları erkek akrabalarının adı altında ezilmiş üç kadından bahsedeceğim. Üçünün de ortak noktası, olağanüstü yeteneklere sahip olmalarına rağmen bestecilik kariyerlerinden mahrum bırakılmış ve kutsanan aile mefhumu adına üretimlerinin daraltılmış olması. Bugün bazılarının bestelerine ulaşabiliyor, konser salonlarında dinleyebiliyoruz. Fakat hala kardeşlerinin veyahut kocalarının gölgesindeler.
Wolfgang Amadeus Mozart’tan beş yaş büyük olan Nannerl’in çocukluğu da tıpkı kardeşi gibi, babaları Leopold’un onları saray saray, kilise kilise gezdirip konser turneleri yaparak geçti. Zamanın kronikleri ve anı yazarları, Nannerl’in klavsen çalma konusunda ne kadar maharetli olduğunu göstermektedir. Baba oğul arasındaki mektuplaşmalarda da Nannerl’in ne kadar iyi bir müzisyen olduğu açıkça belirtilir. 1764 yılından bir mektupta Leopold kızının “son derece zor pasajları kusursuz bir biçimde icra ettiğini” yazar. Nannerl, sadece iyi bir piyanist değil deha kardeşi gibi beste yapmaya da meraklıdır fakat belli ki sirk maymunları gibi dolaştırılıp bu şovları üzerinden para ve nam kazanmak ailenin işine gelir. Dolayısıyla Nannerl’in........
