Kozmik okyanusa şişe bırakmak
Evrende yalnız olup olmadığımız, insanlığın en eski sorularından biri. Geceleri gökyüzüne baktığımızda gördüğümüz o sayısız yıldız belki de yalnızca birer ışık kaynağı değil, yaşama ev sahipliği yapan gezegenlerin yörüngesinde döndüğü uzak güneşlerdir. Bu nedenle “Orada biri var mı?” sorusu, yalnızca varoluşsal bir merak olmanın ötesinde, astronomi ve astrobiyolojinin temel araştırma konularından birine dönüşmüştür.
Ama bu soruya yanıt ararken önümüzde çetrefilli bir mesele var: Eğer orada biri varsa, bizi nasıl duyacak, daha doğrusu bilinçli varlıklar olduğumuzu nasıl anlayacak? Dünya’da denize salınan bir şişe, eninde sonunda birileri tarafından bulunacağı bir sahile vurabilir. Ama kozmik ölçekte aynı şeyi yapmak, düşündüğümüzden çok daha karmaşık bir sorun. Çünkü buradaki asıl engel mesafe değil, anlam. Mesajımız milyonlarca, hatta milyarlarca yıl yol alabilir. Bu süreçte bozulmamalı, rastgele bir sinyal gibi görünmemeli ve en önemlisi, onu alan bir zihin tarafından “bilinçli bir üretim” olarak tanınmalıdır.
Peki ama ortak hiçbir paydamız olmayan bir uygarlığa kendimizi nasıl anlatabiliriz? Dilin ötesinde iletişim mekanizmalarımız çok farklı olacaktır; hatta biyolojimiz bile çok farklı gelişmiş olmalı büyük olasılıkla. Böyle bir varlığa “Biz buradayız” demek için ne kullanılır?
Yanıtı aslında oldukça basit: Matematik ve fizik. Çünkü bunlar insan buluşunun da ötesinde, evren yasalarının birer ifadesi.
Bir mesajın ilk görevi, evrenin bitmek bilmeyen statik gürültüsü içinde fark edilmektir. Yıldız patlamaları veya pulsarların düzenli atımları arasında yapay bir sinyali ayırt etmek, devasa bir okyanusta belirli bir damlayı aramaya benzer. Burada çözüm, doğanın kendi başına üretemeyeceği kadar kusursuz bir 'anormallik' yaratmaktır. Asal sayılar tam olarak bu noktada devreye girer. 2, 3, 5, 7... gibi sadece kendisine bölünebilen bu sayılar dizisi, herhangi bir yıldızın veya kuasarın rastlantı eseri üretebileceği bir ritim değildir. Bu dizi, 'Ben buradayım ve sayıların doğasını anlıyorum' demenin en saf, en gürültüsüz yoludur.
Asal sayılar, matematiğin en temel ama aynı zamanda en “doğal olmayan” örüntülerinden biridir. Çünkü doğa, bu tür soyut diziler üretmez. Bir pulsar ne kadar düzenli olursa olsun, sinyallerini yalnızca asal sayılarla sınırlı bir aralıkta göndermez.
Elbette bu diziyi kendi rakamlarımızla ifade edemeyiz ama adet/tane kavramı evrenseldir çünkü matematik bilgisi saymakla başlar önce. Eğer mesajımızı xx_xxx_xxxxx_xxxxxxx_xxxxxxxxxxx_xxxxxxxxxxxxx_xxxxxxxxxxxxxxxxx_xxxxxxxxxxxxxxxxxxx_xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx_xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx (x’leri birer dalga değeri, alt çizgileri sessizlik olarak düşünün) formatında iletirsek, bunun 2, 3, 5, 7, 11, 13, 17, 19, 23, 29 örüntüsünü temsil ettiği açıktır.
Bu yüzden böyle bir dizi, adeta kozmik bir kapı tıklaması gibidir. “Ben buradayım ve sayıların doğasını anlıyorum” demenin en sade yolu. Böyle bir sinyali........
