menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kıstırılmış insanın kurtuluşu var mı?

45 0
08.03.2026

76. Berlin Film Festivali’nde ‘Kurtuluş’ filmiyle Gümüş Ayı kazanan Emin Alper’in filmi vizyona girdi. Filmin basın gösterimi oldukça kalabalıktı, çok ses getirdi ve tartışılmaya başlandı. Alper, ülke sinemasını temsil etme açısından önemli bir başarı elde etti. Temsil etmesi açısından diyorum zaten filmin de tartışma yaratan yönü burada; Kürtler başta olmak üzere temsil edilme şekillerine itiraz ettiler, bir kesim koruculuk sistemine, muhafazakar kesim şeyhlik temsiline itiraz etti, başka birileri filmdeki kadın karakterlerin temsiline karşı çıktı ve beraberinde bir sürü tartışma devam ediyor. Filmi didik didik edenlerin sayısı oldukça fazla ve bu durum bana abartılı geliyor. ‘Kurtuluş’ filmi öyle her yönetmenin çekebileceği bir film değil birçok anlamda…

Ben filmi çok etkileyici buldum, sevdim cümlesi böylesi karanlık bir konuyu işlemesi açısından kullanılabilir mi bilmiyorum ama filmi sevdim. Emin Alper’in ödül gecesi yaptığı konuşmadan yola çıkarak; “Evet, sanırım Emin Alper tıpkı konuşmasında yaptığı gibi filminde de bütün tuşlara basacak” demiştim, yanılmamışım. Emin Alper ödül töreninde yaptığı konuşmada Gazze’den Suriye'ye, İran’dan Türkiye’ye uzanan bir çağrı yaptı: 'Yalnız kalmayacağız”!

Kurtuluş’ vizyona girdi, söz sırası artık seyircisinde!

Yalnız kalana savaş ilan edenlerin dünyası burası!

Emin Alper’in ödül törenindeki konuşmasında geçen isimleri hatırlayalım; dört yıldır cezaevinde olan arkadaşı Çiğdem’i (Mater), Tayfun (Kahraman), Can (Atalay) ve Mine’yi (Özerden), sekiz yıldır tutuklu Osman Kavala’yı, dokuz yıldır hapisteki Selahattin Demirtaş’ı, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nu ve seçmenlerini belirterek “Yalnız değilsiniz” mesajı verdi. ‘Yalnız değilsiniz’ cümlesi hepimizin uzun süredir kullanmaktan çekindiği bir cümleydi ve bu cümle bizi kendimize getirdi. Gittikçe yalnızlaştırılanların yalnız olmadığını hatırlaması için Emin Alper’in bu cümleyi kurması gerekiyormuş. Bu yalnızlaştırılmayı sadece ismi, cismi olan bireyler olarak düşünmek az olur, şu anda dünyanın çeşitli bölgeleri ve ülkeleri yalnızlaştırılmanın içine girdi, adeta dünya bir yangın yeri. Yalnız kalana savaş ilan edenlerin dünyası burası!

‘Kurtuluş’un konusu kısaca; Korucu Hazeran Aşireti ile yıllar önce terk etmek zorunda bırakıldıkları köylerine dönen Bezariler arasındaki toprak çatışması. Film, tekinsiz rüyalar, iktidar mücadelesi ve kurtuluş arayışı ekseninde bir köyün çalkantılı hikâyesini anlatıyor.

Emin Alper’in yola çıkış noktası ise gerçek bir olaya dayanıyor: Bilge Köyü katliamı

Türkiye siyasi tarihinin en korkunç olaylarından biri olarak tarihe geçen bu katliam nasıl yaşanabilir, bu kadarını insanlar nasıl yapabilir derken, sayıklama halinde bulduk kendimizi ama bu maalesef bu topraklarda yaşandı. Tartışması hiç bitmeyecek bir katliam olarak tarihe de geçti. Emin Alper’in yola çıkış noktası bu katliam, bunu dert edinmiş ve hikayesinde de referans noktası olarak bu olayı almış. Böylesi yıkıcı bir katliamı dert edinerek bunu sinemaya taşıma gayreti, çıkış noktası alması bile cesurca... Koruculuk ve Kürt meselesi ardından şeyhlik geleneği, paylaşılamayan toprakların mezara dönüşmesini birbirine geçişlerle iç içe çok iyi anlatmış. Burada taraflardan gelen eleştirileri anlayamıyorum çünkü bu bir sinema filmi, eğer bu katliamı tarafların gözünden temsil etme kaygısıyla anlatmak isteseydi zaten belgeselini çekerdi. Yönetmen katliamı sorgulayarak, unutmayarak kendi bakış açısından şekillendirerek bir sinema hikayesi sunmak istemiş, durum bu. Gerçek bir olaydan yola çıkıyor ama duygu olarak içinde korku, acı,........

© Gazete Pencere