menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

“Orta sınıflar nereye gidiyor?”

22 0
19.09.2026

Ayvalık Uluslararası Film Festivali kapsamında ASKEV Sera’da düzenlenen “Orta Sınıflar Nereye Gidiyor?” başlıklı söyleşi festivalde en çok ilgimi çeken etkinlik oldu. Çünkü birkaç gündür filmlerin içinden baktığım kaygı, sıkışmışlık, gerçekleşmeyen ihtimaller ve başka bir hayat arayışı, bu kez doğrudan hayatın kendisi üzerinden konuşuluyordu. Fatih Özgüven’in yönettiği söyleşiye akademisyen Polat Alpman, senarist-yönetmen Arda Ekşigil, yapımcı-senarist Enis Köstepen ve yönetmen Pınar Yorgancıoğlu katıldı.

ASKEV Sera’da düzenlenen “Orta Sınıflar Nereye Gidiyor?” söyleşisi konuşmalar ilerledikçe bende görünen gülmek ile ağlamak arasında kaldığım duygu oldu. Çünkü arafta kalan bir orta sınıfın içinde tek başıma bocaladığımı bir kez daha anladım. Diploma, meslek, statü, gelecek planı, aile, güven duygusu ve başka bir hayat kurabilme ihtimalleri sorgulamaya yol açtı. Üstelik bütün bunlar, festivalde yer alan filmlerin ortak duygu dünyası üzerinden konuşuldu. Bu anlamda izlediğim filmleri bir kez daha bu başlık altından bakarak yeniden yorumladım.

Polat Alpman: “Orta sınıf hâlâ yaşıyor ama yaşadığı hayata inanmıyor”

“Orta Sınıflar Nereye Gidiyor?” başlıklı oturumda konuşan Prof. Dr. Polat Alpman, orta sınıfın yaşadığı krizi “orta sınıf melankolisi” kavramı üzerinden ele alıyor. Alpman’a göre melankoli bir kayıp duygusu ancak kaybedilen şeyin ne olduğunun tam olarak bilinememesi. Bugün orta sınıfın parasını, geleceğini, güven duygusunu, sınıfsal yükselme ihtimalini ya da çocuklarının kendisinden daha iyi bir yaşam sürebileceğine ilişkin umudunu kaybetmiş olabileceğini söylüyor. Ancak belki de bunların hiçbirini bütünüyle kaybetmedi; asıl mesele, bunların hepsini kaybetme riskiyle karşı karşıya olduğu duygusuyla yaşaması.

Alpman, orta sınıfı yalnızca ekonomik bir kategori olarak değil, sahip olduğu imtiyazları sürekli yeniden üretmek zorunda olan bir sınıfsal konum olarak tanımlıyor. Diploma değerini korumalı, mesleki beceriler güncellenmeli, çocuk doğru okula gönderilmeli, doğru mahallede yaşanmalı, sosyal ve kültürel sermaye çocuklara aktarılmalı. “Orta sınıf hayatını karakterize eden şey yatırımlar. Her şey yatırım. Eğitime, konuta, bedene, çocuğa...” diyor. Orta sınıfın ayrıcalığının ise geleceği görece öngörülebilir kılabilmek olduğunu belirtiyor. Ancak bugün bu dönüşüm mekanizmasının bozulduğunu söylüyor. Alpman’ın ifadesiyle, “Diploma var ama kariyere dönüşmüyor. Kariyer güvenceye dönüşmüyor. Gelir mülkiyete dönüşmüyor. Kültürel sermaye statüye dönüşmüyor.” Çalışmanın sınıfsal yükselmeye dönüşmediğini, çocuklara yapılan yatırımın daha iyi bir gelecek garantisi sağlamadığını ve eğitimli olmanın, bir mesleğe sahip olmanın artık güvenli bir hayat üretmek için yeterli olmadığını vurguluyor. Ona göre orta sınıf krizinin çekirdeğinde tam da bu “dönüşüm krizi” bulunuyor.

Bu noktada Alpman’ın “endişe makinesi” tanımı önem kazanıyor. Orta sınıf görece ayrıcalıklı olsa da bu ayrıcalığın garanti altında olmadığını, güvencesizliğin sınıfın temel duygularından biri hâline geldiğini söylüyor. Çünkü orta sınıfın temel varsayımı, yarının bugünden daha iyi ya da en azından bugünkü kadar iyi olacağı düşüncesi. Bu varsayım sarsıldığında ise orta sınıf melankolisi başlıyor.

Alpman’ın filmler üzerinden yaptığı değerlendirmelerde de bu melankolinin izlerini görmek mümkün. Aile meselesinde ise filmlerde ortak bir duygusal dünyanın ortaya çıktığını belirtiyor. Aile hâlâ........

© Gazete Pencere