“Bilinen kötülük, bilinmeyen kötülükten daha az korkutucu”
‘Cinema Jazireh,’ Adana Altın Koza’daki Türkiye prömiyerinde beni umutla çaresizlik arasına sıkıştıran, “Coğrafya kader midir?” sorusunu nefessiz bırakarak sorduran bir film oldu. Afganistan’ı anlatırken aslında dünyadaki bütün kadınları ve kadınlarla birlikte susturulmuş, köşeye sıkışmış hayatları yüzümüze çarpıyor. Taliban gölgesinde hakları ellerinden alınmış kadınlar, kayıp çocuğunu arayan bir annenin çaresizliği ve görmezden gelmenin izlemekten daha ağır olduğu gerçekler, Gözde Kural’ın sinemasında evrensel bir çığlığa dönüşüyor.
Konuşmadığı bir dil olmasına rağmen yabancı bir dilin parçası olmayı başaran, izleyiciye “Bu oyuncu kim?” dedirten Mazlum Sümer, etkileyici oyunculuğuyla akılda kalıyor. Sümer’in aldığı Adana Altın Koza Film Festivali “Umut Vadeden Erkek Oyuncu Ödülü”, bu güçlü performansın karşılığı oluyor. Film bittiğinde geriye yalnızca ağlamak, rahatlamak ve insanın içine çöken o ağır gerçek kalıyor; üstelik bu etki geçmiyor. Anlattığı mesele hepimizi ilgilendiriyor ve dünya hâlâ bu sıkışmışlığın içinden çıkamıyor.
Film, festival yolculuğuna ödülleriyle devam ediyor: Karlovy Vary Film Festivali Ekümenik Jüri Ödülü, Adana Altın Koza Film Festivali Umut Vadeden Erkek Oyuncu Ödülü, Valencia Film Festivali En İyi Yönetmen Ödülü ve Kerala Film Festivali NETPAC En İyi Film Ödülü.
Zaman geçtikçe etkisi ve başarısı artan ‘Cinema Jazireh’i izlemenizi çok istiyorum. 22 Ocak’ta İstanbul Modern Sinema’da filmin özel bir gösterimi var; kaçırmamanızı dilerim. Adana Altın Koza Film Festivali sırasında yönetmen-senarist Gözde Kural, yapımcı Bulut Reyhanoğlu ve oyuncu Mazlum Sümer ile bir araya gelerek filmi konuşmuştuk. Bu söyleşinin görüntülü hâlini YouTube kanalımdan izleyebilir, dilerseniz abone olabilirsiniz:
https://www.youtube.com/watch?si=SRDywM62a3M39M2o&v=SiuhTOen0-8&feature=youtu.be
Fikir ve proje nasıl oluştu? Bu konuyu neden dert edindin?
Gözde Kural: Aslında liseden beri tarih, politika gibi konular hep ilgimi çekmiştir. Ama bir yandan da masa başında çalışabilecek bir fıtrata sahip değilim. Bugün baktığım yerden, yaptığım işin bu iki tarafı birleştirme ihtiyacından doğduğunu görüyorum. Yaklaşık dört yıl Afganistan’da bulundum ve ilk filmimi Kabil’de çektim. Oraya belirli sorularla gitmiştim ama döndüğümde bu kez oranın bana sorular sormaya başladığını fark ettim. Bu da bir çağrıydı ve ona kulak vermek gerekti. Oradan çok fazla hikâyeyle döndüm. Hiçbir şey yaşadığım yerden bağımsız değildi. Ben Türkiye’de yaşıyorum. Dünyada olan bitenlere baktığımızda her yer adeta bir yangın yeri. Afganistan’ı biraz dünyanın sonu gibi betimliyorum; çünkü savaşın tamamen yıkıma uğrattığı, yozlaşmanın korkunç boyutlara ulaştığı bir yer. Ama aslında dünya da tepe taklak olup oraya doğru ilerliyor. Bu gelişmeler ışığında çıkış noktası şöyle oldu: Bir kitapta okuduğum ve hâlâ hayatımı etkileyen bir cümle vardı. “Günümüzde kimse kimseye bakmıyor, kimse kimseyi görmüyor. Bütün politik şiddet ve rezalet, kimsenin kimseye bakmamasından kaynaklanıyor. Mesafeler derinleşiyor, çatlaklar onulamaz uçurumlara dönüşüyor.” Bu cümleyi nasıl anlatabilirim diye düşünürken zihnimde bir sahne belirdi. Bir kadın erkek kılığına girmiş, bir erkek kadın kıyafetleri içinde. Hiçliğin ortasında karşılaşıyorlar. Buraya nasıl geldiklerini sorgulayan bir hikâye kurmaya başladım.
Filmin adı neden ‘Sinema Cezire’?
Gözde Kural: Filmin isminin de ilginç bir süreci oldu, film kendi ismini buldu diyebilirim. “Cezire” ada demek; izole olmuş ada anlamına geliyor. Sinemanın adını da bir türlü bulamıyorduk. Çekim yaptığımız dönemde Filistin meselesi gündemdeydi ve biz de yakından takip ediyorduk. Prodüksiyon tasarımcımız sürekli kızıyla konuşur, onu özlerdi. Kızının adı Ada. Son gün tabelayı yapmamız gerekiyordu ve sinemanın adını kesinleştirmemiz lazımdı. Bana “Artık ismi söylemen lazım” dedi. “Kızının adı ne?” Ada. “Farsçası ne?” Cezire. Bundan daha jenerik, daha anlamlı bir şey olamazdı. Bugünden yarına, Ada’ya ve onun gibi kız ve erkek çocuklarına bir hatıra bırakalım istedim. Bu yüzden filmin adı Sinema Cezire oldu. Ada bunun temsili olsun istedim.
Bulut Bey, cesur ve derdi olan bir film. Yapımcı olarak bu projenin içinde olma kararı nasıl alındı? Nasıl buluştunuz, nasıl bir yolculuğun içine girdiniz?
Bulut Reyhanoğlu: Gözde’yi hiç tanımıyorken, bir festivalde bana bir soru gelmişti. Ben de “Türkiye’den bir kadın yönetmenle uluslararası arenada yarışacak bir film yapmayı çok isterim” demiştim. Bunun üzerine birisi bana dönüp, “Yönetmenin kadını erkeği olmaz, yönetmen yönetmendir” dedi. Bu cümle beni çok etkiledi. “Bu kim?” diye sordum. Gözde Kural dediler. “Ne kadar güzel bir şey öğrettin bana” dedim. Aradan zaman geçti. Bir tanıdığımız vasıtasıyla bir senaryo geldi, “Okur musunuz?” dediler. Gözde Kural’ın senaryosu olduğunu duyunca “Ben onu tanıyorum” dedim ve hemen istedim. Sabah Gözde’yi aradım ve “Gerçekten inanılmaz bir hikâye bu, mutlaka bir yerinde olmak isterim” dedim. Adım olmasa bile bu filmin bir parçası olmak isterdim. Ben hikâyenin peşinden........
