menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Mahrem Bir Tarih: Yataklar ve Yatak Odaları

17 7
03.08.2025

Yorucu bir gün geçirdiniz.

Telefonunuza gelen onca bildirim, cevaplamanız gereken sorular, muhatap olmak zorunda kaldığınız onca insan, sıkışık trafik ya da yorucu ülke gündemi…

Aklınızdaki onca şeyle birlikte güneşin ufukta batışını arzuluyor ve bir an evvel evinize ulaşıp dünyanın tüm bu hır güründen uzaklaşmak istiyorsunuz.

Kimi zaman sosyalleşmekten, başkalarıyla konuşmaktan bile imtina ediyorsunuz. Eviniz sizin rehabilite alanınız.

Saat ilerledi ve önünüzdeki 7-8 saati geçireceğiniz yatağınıza uzandınız. Uyumak istiyorsunuz. Şöyle kesintisiz bi sekiz saatlik uyku hiç de fena olmazdı. Zira evinizde yaşayacağınız tazelenmenin en önemli adımı uyku.

Uykuyu seviyorsunuz.

Siz sevebilirsiniz ama sizin birer tüketici olduğunuzu düşünenler için uykunuz vakit kaybından öte bir anlam ifade etmiyor.

Uyurken ne onların istediği kadar tüketebiliyor ne de herhangi bir şey üretiyoruz. Şehirlerin türlü renk neon ışıklarla aydınlatılması durmaksızın akan hayat ırmağında kıyıda kalmamanız için sizi cezbetmekle görevli değiller mi? Ya son an’a kadar “uykum biraz daha gelsin” diye videodan videoya, gönderiden gönderiye atladığımız sosyal medya mecraları, mavi ışıklı ekranlar…

•••

Binlerce yıllık tarihinde insanoğlunun inanılmaz bir gelişme gösterdiği aşikar. Bugün dünya nüfusunun büyük çoğunluğu mağaralarda ya da ağaç kovuklarında yaşayan avcı-toplayıcı atalarımıza göre çok daha konforlu bir hayat yaşıyor. Bu süreçte meydana gelen değişimlerin izini gelin bu kez de yataklar ve yatak odaları üzerinden sürelim.

•••

İngiliz antropoloji profesörü Brain Fagan ve arkeolog Nadia Durrani “Yatakta Neler Yaptık - Yatay Bir Tarih” isimli kitaplarında bu konuyu derinlemesine irdeliyorlar ve tarihin satır aralarına gizlenmiş, pek de dikkat çekmeyen gerçekleri okuyucularına sunuyorlar. İkili amaçlarını şu sözlerle ifade ediyor:

“Bu kitapta biz, insanın ürettiği teknolojilerin en başında gelen ve bugün üzeri örtülen yatağın örtülerini kaldırıyor, insanlığın en görmezden gelinen eserlerinden birinin, çoğu zaman tuhaf bazen komik ama her zaman ilgi uyandıran tarihini gözler önüne sermeye çalışıyoruz.”

İyi de yapıyorlar zira kitapta da dikkat çektikleri üzere, yatağın, uykunun ve yatak odalarının tarihine değinmediğimizde insanlık tarihinin üçte birlik kısmını yok saymış oluyoruz.

•••

Bugün modern yataklar, rahatlığın ve ergonominin zirvesini temsil etse de, insanlığın uyku alışkanlıkları ve yatak teknolojisi aslında binlerce yıldır süregelen bir evrimin ürünü. Yatağın tarihçesi, basit barınaklardan bugünkü lüks uyku alanlarına uzanan uzun ve ilginç bir yolculuğu kapsar. Özellikle ateşin keşfinden önce uyumak isteyen insanlar için en temel gereksinim mahremiyet değil tehlikelerden korunabilmekti. Bu binlerce yıl sürecek kolektif uykunun da ilk basamağıydı. Mağaralarda yaşamaya başladıkları bu dönemde insanları ilk "yatakları" muhtemelen toprak zeminler, hayvan derileri ve yapraklardan ibaretti. Bu ilkel düzenlemeler, onları soğuktan ve sert yüzeyden bir nebze olsun koruyordu. Yaklaşık 77.000 yıl önce Güney Afrika'daki Sibudu Mağarası'nda bulunan bitki yatakları, bilinen en eski yatak kalıntılarıdır. Bu yataklar, sazlık ve kamış gibi bitki materyallerinden yapılmıştı ve muhtemelen böcekleri uzak tutmak için aromatik bitkilerle destekleniyordu.

•••

Medeniyetler geliştikçe, yataklar da basit ihtiyaç araçlarından statü ve zenginlik göstergelerine dönüştü. Toplumda daha önemli konumda olanlar artık daha yüksekte uyuyorlardı. Örneğin Antik Mısırlılar, yataklara büyük önem verirlerdi. Firavunlar ve soylular için ahşaptan yapılmış, üzeri işlenmiş ve değerli taşlarla süslenmiş yüksek yataklar kullanılırdı. Bu yataklar, zemindeki haşerelerden korunma ve aynı zamanda sosyal statüyü vurgulama amacı taşıyordu. Yastık olarak ise oyulmuş ahşap veya fildişi destekler kullanılırdı. Romalılar da yataklara büyük değer verirdi. Yemek yeme ve sosyalleşme amacıyla........

© Gazete Pencere