“Uğurlar olsun; gidin, bir daha da gelmeyin.!”
Bunların tıynetinde hesap vermek yok…
Hep böyleydi; eskiden de böyleydiler.
O yüzden demokrasiyle hiç bağdaşamadılar, uzlaşamadılar.
Demokrasinin özünde hesap soran ‘vatandaş’ var; bunların istediği kulluk.!
Millî Korunma Kanunu, İkinci Dünya Savaşı sırasında savaşın sebep olduğu ekonomik sıkıntı ve sorunları daha kolay aşabilmek amacıyla 1940 yılında çıkarılmıştı. Amaç, savaşa girilmesi halinde “Devletin bünyesini iktisat ve millî müdafaa bakımından takviye etmekti”.
Ekonomik hayata çok ciddi sınırlamalar getiren bu yasadan savaş sırasında yararlanıldı. Ama 1950’de iktidara gelen sözde liberal Demokrat Parti, bu ‘savaş zamanı’ kanununa dokunmadı.
Başlangıçta—dış yardımlar ve kredilerle—ekonomide ve tarımda hissedilir bir iyileşme sağlanmış ama ‘plansız, programsız’ yönetim modeli 1954 yılından itibaren tıkanmıştı.
Enflasyon ve işsizlik artarken, üniversiteler, yargı, basın üzerindeki baskılar da artıyordu. Piyasada mal kıtlığı vardı; teneke, çivi, demir, nal mıhı, benzin, kömür, lastik, gaz yağı, şeker, gazete kağıdı, et, hemen hiçbir mal—hatta hizmet—bulunamıyor, bulunan da alınamıyordu.
Demokrat Parti’ye göre suçlular, “Muhtekirler (karaborsacılar)” idi; hatta Meclis’e, “Muhtekirlere idam, ya da 30 yıl hapis cezası verilmesi” için kanun teklifi bile verdiler.
Sonunda çözümü (!)Millî Korunma Yasası’nda buldular; cezaî yaptırımları daha da ağırlaştırarak ‘savaş........
