menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Olacak şey var, olmayacak şey var…

26 22
01.02.2026

Şu Platon da ne garip adam değil mi? Hep olmayacakların peşinden koşmuş, onları düşünüp yazmış. Çünkü o, olanları ve olacakları göstererek değil, olması gerekenleri tanımlayarak kurmuş felsefi evrenini. Onu tarihin en önemli düşünürlerinden biri hâline getiren de işte bu idealist felsefesi.

Platon’un İdealar kuramının temelinde, kendisinden önceki doğa filozoflarının duyusal (maddi) şeyler üzerine kurdukları dünya anlayışının reddi vardır. Aristoteles’in deyimiyle Platon, bu kurama Herakleitos’un ‘şeylerin hakikati’ üzerine ortaya koyduğu görüşleri kabul etmesinin bir sonucu olarak ulaşmıştır. Aristoteles, Metafizik adlı eserinin XIII. Kitabının 4. bölümünde (1078 b 10) Platon sisteminin eleştirisini yapar. İşte bu bölümün hemen başlarında İdealar hakkındaki görüşünü şöyle dile getirir: “İdealar kuramının savunucuları (burada açıkça Platon’u kastediyor), bu kurama Herakleitosçu öğretinin doğruluğuna ikna oldukları için yönelmişlerdir. Bu öğretiye göre duyulur (duyularla algılanabilir) olan şeylerin tümü sürekli bir oluş ve yok oluş hâlinde, yani akış içindedir. Buna göre bilgi ya da düşünme bir nesneye sahip olacaksa, duyulur olanlardan ayrı ve kalıcı başka bir takım varlıkların bulunması gerekir; zira akış hâlinde bulunan şeyler hakkında bilgi mümkün değildir.”

Aristoteles burada açıkça Platon’un yaşadığımız dünyada algıladığımız maddelerin gerçekliğini neredeyse reddettiğini; hemen her şeyin saf, gerçek ve mükemmel hâlinin bulunduğu başka bir âlemin varlığını kabul ettiğini söyler. İşte orası idealar âlemidir. Çünkü değişen şeylerin bilgisi ancak onun değişmeyen hâlinde olabilir. Bu değişmeyen hâller de Platon’un dile getirdiği, İdealar’dadır. Bir şeyin tanımı da ancak ideası üzerinden yapılabilir.

Buradan hareketle Platon’un İdealar’ının bir varsayım olduğunu söylemek hiç de yanlış olmayacaktır. Masa, bardak, çanak-çömlek gibi maddelerin gerçekliğinin, bir anlamda tanımının ya da ideal hâlinin algıladığımız dünyanın dışında bir yerlerde olduğunu kabul etmek oldukça zor. Ama geçen haftaki yazıda bahsettiğimiz adalet, devlet, filozof kral gibi kavramların ideal hâlini düşünebilir ve tanımlayabiliriz öyle değil mi?

Platon tarafından adil site (Kallipolis) olarak adlandırılan ve bizim bugün basit bir şekilde ideal devlet dediğimiz kavram da; en eğitimli, en ahlaklı, en bilgili kısacası en bilge yönetici olarak kabul ettiğimiz filozof kral kavramı da idealar dünyasının ürünleri. Bunların ideal hâlini (olması gereken hâlini) düşünmekte hiçbir sorun yok. Ama gerçekleştirmek (olan ya da olabilen hâle getirmek) ne kadar mümkün?

Usta oyuncu Ferhan Şensoy’un Ferhangi Şeyler adlı oyununu izlemiş olanlar o şahane “Ütopyalar Güzeldir” şarkısını hatırlayacaktır. Evet ütopyalar gerçekten de güzeldir, çünkü ideal olanı (olması gerekeni) anlatırlar. Ama bir o........

© Gazete Pencere