Çok veri çok doğru karar demek değil…
Yöneticilik dünyasında oldukça güçlü bir kabul var: "Ne kadar fazla veriye sahip olursak o kadar doğru ve hızlı karar veririz." Şirketler de bu düşünceyle raporlama sistemlerine, veri analitiği ekiplerine, yapay zekâ uygulamalarına ve sürekli güncellenen yönetim panolarına önemli kaynak ayırıyor. Artık yönetim toplantılarında birkaç temel gösterge yerine onlarca grafik, tahmin, senaryo ve risk tablosu masaya geliyor. Teoride bilgi arttıkça belirsizliğin azalması, seçeneklerin daha kolay karşılaştırılması ve yöneticilerin daha güvenli hareket etmesi bekleniyor. Fakat konuyu biraz araştırınca ortaya farklı bir sonuç çıkıyor: Veri miktarı arttıkça kararlar her zaman hızlanmıyor, aksine birçok kurumda analiz süresi uzuyor, daha fazla kişinin görüşü bekleniyor, alınmış kararlar yeniden tartışmaya açılıyor ve uygulamaya geçmek zorlaşıyor. Biz bu durumu finanstan akademiye kadar her yerde yaşamaya başladık desem yanlış olmaz.
Buradaki sorun verinin fazla olması değil. Asıl sorun, hangi verinin karar vermek için yeterli sayılacağının bilinmemesi. Bir yöneticinin önüne yeni bilgiler koyduğunuzda yalnızca mevcut seçenekleri açıklığa kavuşturulmuyor; aynı zamanda yeni ihtimaller de yaratılıyor. Başlangıçta iki alternatif arasında yapılacak bir tercih, yeni raporlarla birlikte beş ayrı senaryoya dönüşebiliyor. Her yeni senaryo farklı bir fırsat, risk veya istisna getiriyor. Böylece veri, belirsizliği azaltmak yerine değerlendirilecek seçeneklerin sayısını artırabiliyor.
Bir süre sonra kurum daha fazla şey biliyor ama ne yapacağı konusunda daha az netlik hissediyor. Pazar araştırması yeni bir müşteri grubuna işaret ediyor, finans ekibi farklı bir maliyet riski ortaya koyuyor, hukuk birimi yeni koşullar getiriyor, teknoloji tarafı uygulamanın beklenenden daha uzun süreceğini söylüyor. Bütün bu görüşlerin kendi içinde bir değeri var. Ancak kararı belirleyecek ana ölçüt baştan tanımlanmamışsa, her yeni bilgi karar vermeyi kolaylaştırmak yerine tartışmayı genişletiyor.
Veri yoğunluğu aynı zamanda yöneticilerin zihinsel yükünü de artırıyor. İnsan zihni sınırsız sayıda göstergeyi aynı anda değerlendiremiyor. Çok sayıda rapor, farklı ekiplerden gelen sunumlar ve sürekli değişen ekranlar bir noktadan sonra karar kalitesini yükseltmekten çok dikkati dağıtmaya başlıyor. Toplantılarda satış eğilimleri, müşteri davranışları, finansman koşulları, rekabet, kur hareketleri ve operasyonel riskler ayrı ayrı ele alınıyor. Bunların hepsi önemli olabilir ama hangisinin asıl kararı belirleyeceği net değilse temel soru gözden kaçıyor. Sonra herkes hep bir ağızdan "Biz aslında hangi kararı vermeye........
