menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

“Kolektif olan demokrattır”

30 0
19.04.2026

Uzun yıllar radyo yayıncılığı ve televizyon programcılığı yapan Okan Bayülgen’le ‘Devlerin Savaşı’ oyununun Kadıköy’deki gösteriminin öncesinde buluştuk. Önce çantasının cebinde görünen kitaplarıyla sohbete başladık. Bayülgen bu sıralar Napolyon üzerine çalışıyormuş. Farklı kitaplardan dönemi, tarihi ve Napolyon’u okuyordu. Üst üste III. Richard, Drakula, Kanlı Komedi oyunlarını izleyince özellikle metin yazım sürecine dair Bayülgen’le görüşmek istedim. İzleyiciyi felsefe, edebiyat, tarihle buluşturan, var olan metinleri ters yüz eden bir sanatçı Bayülgen. Son sahneledikleri Devlerin Savaşı oyununun metni kendisine ait değil, belirtelim. Bayülgen’le III. Richard’dan başlayarak, Drakula’ya uzanan, gösteri dünyasını sorgulatan metinlerini ve yazma sürecini konuştuk.

Herkesin kendi ekranında kaybolduğu bir zamanda Bayülgen’in kamusal izlemeye olan vurgusu bugün daha da önemli. Biz bu söyleşiyi yaparken henüz Kahramanmaraş’taki okul katliamı gerçekleşmemişti. Bayülgen tekil izlemenin yani topluluk halinde olmayan bireysel olarak herkesin kendi ekranından izlediği içeriklerin kişiyi sapkın bir ruha sürükleyeceğini iddia ediyor ve kolektif izlemenin demokrat olduğunu söylüyor.

III. Richard, Drakula oyunlarının metinlerini yeniden yazdınız. Yazım sürecinden söz eder misiniz?

Çok okuma yapıyoruz, bu da yetmiyor. Birlikte çalıştığımız akademisyen arkadaşlarımız var. Örneğin Prof. Nevzat Kaya, Yalın Alpay. Yazım anlarında ekibimize Psikiyatr Başar Akman dahil oluyor. Farklı akademisyenlerle çalışıyoruz. Dramaturji çalışmasının ardından yazım sürecine giriyoruz, mutlaka İstanbul dışına çıkıyoruz. Yazım sürecinin ardından okumalar başlıyor. Dramaturg bizimle değilse o okuyor, oradan notlar geliyor, revizyonlar yapılıyor.

Şimdi Napoleon – Joséphine ve Marquis de Sade üzerine çalışıyoruz. Bu oyun için de aynı sürece gireceğiz. Henüz okuma evresindeyiz. Bu bir vodvil. Elimizde oyunun iskeleti var ama hazır bir metin yok. Bir kitaptan üç cümle, başka bir kitaptan küçük bir bilgi vesaire. Genelde “senin oyunlarında doluluk var” denerek suçlanıyorum. Evet ama ben bugünün toplumuna yazıyorum. Jean Genet, Arthur Miller ya da Ionesco değilim ki. Bir basitliğe ulaşamıyorum ama Shakespeare’e dönüp bakıyorum. Shakespeare bugüne kadar herkesten daha dolu yazmış. O kadar çok alt metinleri, ithafları, alıntıları var ki… Ulaşılması gereken belki o basitlik. Tiyatro seyircisine basit, sıfırdan yazılmış bir hikâye ya da üzücü bir şeyi anlatmak abesle iştigal. Tiyatro izleyicisi entelektüel. Biz iki buçuk saatlik bir televizyon dizisi yapmıyoruz. Endüstriye borçlanmış, büyük bütçelerle vizyona çıkan ve her yaştan, her zekâ seviyesinden seyirci çekmesi gereken bir sinema filmi yapmıyoruz. Tiyatro oyunlarına gelenler sinemayı, televizyonu değil bir de üstüne yüksek para vererek tiyatroya gelmeyi tercih etmişler. Demek ki biz onlara zor, ilham verici bir metin sunabiliriz. Oyundan çıktıktan sonra kafaya takacakları ipuçları olan bir metin olmalı.

“III. RICHARD OYUNUNDA SHAKESPEARE’E DİL ÇIKARIYORUZ”

Hiçbir şey birbirinden bağımsız değil. Ne edebiyat ne müzik ne de tarih… Oyunlarınızı peş peşe izledikten sonra aklımda kalan şey ve beni en çok ilgilendiren, metinleri yeniden yazmanız oldu. Siz metin içindeki göndermelerinizle farklı disiplinleri birleştiriyorsunuz. Seyirci biraz savrulabilir ama oyundan farklı sorgulamalarla da çıkabilir. Farklı disiplinlerle düşünmek işinizi kolaylaştırıyor mu yoksa zorlaştırıyor mu?

Buna yanıt verirken gayemi, kafaya taktığım şeyi söyleyeyim: III. Richard oyununda ben politikaya, post-truth ve medyanın işine kafayı taktım. Elimizde bir Richard var. 500 yıl boyunca İngiltere tarihinde çeşitli eserler yazılsa da bunları hep Richard’ı temizlemeye dönük eserler olarak görmüşler. Bir romantizm olarak kalmış. Asıl travma İngilizlerde kuledeki çocukların boğdurulması gibi bir cani portresi yaratmak. Richard’dan Shakespeare’e kadar geçen 100 senede Richard’ın gölgesi hâlâ duruyor. Tudorlar kendilerini hala güvende hissetmiyorlar. Biz burada iktidara yanaşan Shakespeare’e dil çıkarıyoruz. Arkadaş sen o dönemde iktidar yazarıydın ve Richard’ı cani bir portre olarak sundun ama öyle değildi. Shakespeare uzmanları, oyunculuğun şehvetine kapılarak “ah ne kadar cani olabilirim” diye düşünenler, bırakın bu sanat seviciliğini. Richard’ı Lars Eidinger, Benedict Cumberbatch, Kevin Spacey, Arthur Hughes gibi oyuncular oynadı. Onlar gibi oynama da Laurence Olivier gibi oyna. Bak o nasıl oynuyor. Hiç bu kadar korkunçluklara gerek yok! Lars Eidinger üzerine bir de diş teli taktı. Ağzımı da korkunç gösterebilir miyim diye. Asıl maksat; bak medya ve hükümetler sana nasıl yalan söyleyebilir ve seni nasıl kandırabilir? Sanat eleştirisi gibi. Londra’da küçük bir sanat tiyatrosuna sığınmış bir........

© Gazete Pencere