menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Epstein skandalının düşündürdükleri

25 0
08.02.2026

Epstein dosyaları yeniden gündeme geldiğinde kamuoyu refleksi neredeyse otomatik bir biçimde olayı magazinleştirmeye yöneldi. Oysa bu korkunç skandal “kim kiminle görüşmüş, hangi isim hangi fotoğrafta çıkmış?” merakının ötesine geçen bir çerçevede ele alınmalı. Böylesi bir suç rejimi, yıllarca hangi kurumsal siyasal ekolojide mümkün olabildi sorusunu mutlaka sormamız gerekir. Epstein vakası bir ahlak skandalı değil, güç yoğunlaşması ve kurumsal aşınma koşullarında üretilen sistematik bir cezasızlık düzeninin görünür hale gelmesidir.

Jeffrey Epstein’ın bu mesele bağlamındaki ilk kriminal kaydı 2005 yılında başlıyor. Reşit olmayan kızlara para karşılığı “masaj” şikayetleri bu dönemde kamusallaşıyor. Bu süreç, 2008’de sanığın belirli şartları yerine getirmesi karşılığında bir biçimde kapatılıyor. Yine 2008’de Florida’da reşit olmayan birini para karşılığı cinsel ilişkiye yönlendirme suçundan hüküm giyiyor ve hapse giriyor. Ancak bir yıl cezaevinde kaldıktan sonra tahliye edilip 2019’a kadar bildiği gibi yaşamaya devam ediyor. 2019’da seks ticareti suçlamalarıyla yeniden tutuklanıyor ve 10 Ağustos 2019’da cezaevinde şüpheli bir şekilde hayatını kaybediyor.

Tartışmayı yeniden alevlendiren güncel gelişme, 30 Ocak’ta ABD Adalet Bakanlığı’nın “3 milyonun üzerinde ek sayfayı” yayımladığını ilan etmesi oldu. Bu paketle birlikte toplam yayımlanan sayfa sayısı neredeyse 3,5 milyona ulaştı. Son ek yayının 2.000’den fazla video ve 180 bin görsel içerdiği belirtiliyor. Gerçekte Epstein dosyasının 6 milyondan fazla sayfayı bulduğu, bir kısmının tekrarlar ve yasal istisnalar ve mağdur mahremiyeti nedeniyle paylaşılmadığı söylense de yaygın kanaat Adalet Bakanlığı’nın içeriği Başkan Trump’a zarar vermeyecek şekilde seçici bir biçimde paylaştığı yönünde.

Doğrusu bu kadarıyla bile arşivin içeriği, Epstein meselesinin bir adamın sapkınlıklarının ötesinde devletin (soruşturma, kovuşturma, hapishane, siyasetçiler) ve sivil alanın (sermaye, entelijansiya, kültür endüstrisi) kesişiminde işleyen geniş bir soruna işaret ettiğini gösteriyor. Ancak anaakım medya, skandalı bu boyutuyla görmek yerine “şoke edici görüntüler” üzerinden hızla magazinleştirmeyi tercih ediyor.

Ancak unutmamak gerekir ki magazinleştirme masum bir dikkat sapması değildir ve ideolojik bir işlevi yerine getirir. Magazinin siyasal işlevi, skandalı iktidar ilişkileri konusu olmaktan çıkarıp........

© Gazete Pencere