Bak sen şu işe!
Haritayı önüne açarsın, arada birkaç tarih kitabı karıştırırsın. Yanında birkaç istatistik filan. Verirsin hükmünü: Ülkenin insanları nasıl yönetilmeli, neyi hak eder, neyi beceremez…
Bize göre de “istenmeyen insan”dır, ABD’nin Türkiye Büyükelçisi. Patronunun sağ kolu olarak bizim buralarda ve Ortadoğu'da dolaşırken halklara laboratuvar deneyi muamelesi yapıyor.
Büyükelçi makamına cebinde birtakım planlar, projelerle oturtulmuş bu zatın, “Bazı toplumlar demokrasiye uygun değil” cümlesi, sadece bir yönetim önerisi olmuyor. Bir zihniyetin beyanı oluyor. Biz biliyoruz ABD yönetiminin zihniyetinin özünü: İnsanlara kendi kaderlerini tayin etme hakkını çok görmek, onların iradesine güvenmemek ve birilerinin gölgesinde daha “uyumlu” yaşayacak varlıklar olarak görmek. Biz bu yaklaşımın yeni olmadığını da biliyoruz: Tarih boyunca güçlü olanın zayıf olana biçtiği rolün modern versiyonu. Dün “medeniyet götürmek” deniyordu, bugün “uygun yönetim modeli” deniyor. Kelimeler değişiyor ama niyet aynı.
Oysa demokrasi bir coğrafya meselesi değil ki. Bir iklim şartı hiç değil.........
