menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

YKS bitti, asıl sınav şimdi başlıyor

12 0
25.07.2026

YKS sonuçlarının açıklanmasıyla birlikte milyonlarca genç için uzun ve yorucu bir maraton daha geride kaldı. Şimdi ise en az sınav kadar önemli başka bir süreç başladı.

Önümüzdeki günlerde puanlar, sıralamalar ve tercih kılavuzları defalarca incelenecek; aileler çocuklarının geleceği adına en doğru kararı vermeye çalışacak, gençler ise hayatlarının yönünü belirleyeceğine inandıkları birkaç satırlık tercih listelerini oluşturacak.

Ne var ki bugün üzerinde durmamız gereken asıl mesele, hangi üniversitenin ya da hangi bölümün tercih edileceğinden çok daha büyük bir sorudur: Üniversite, gençlere gerçekten nasıl bir gelecek vaat ediyor?

Bu soruyu sormadan yalnızca puanları ve sıralamaları konuşmak, fotoğrafın en önemli kısmını görmezden gelmek olur. Çünkü YKS, artık yalnızca üniversiteye giriş sınavı değil; gençlerin belirsizliklerle dolu bir geleceğin eşiğinde verdikleri ilk büyük karar hâline geldi.

Uzun yıllar boyunca üniversite diploması, daha iyi bir yaşamın en güçlü anahtarı olarak görüldü. Anadolu'nun herhangi bir kentinde yaşayan bir genç, iyi bir üniversite kazandığında yalnızca bir meslek edinmeyeceğine, aynı zamanda ekonomik güvenceye, toplumsal saygınlığa ve daha iyi yaşam koşullarına ulaşacağına da inanıyordu.

Aileler bütün imkânlarını çocuklarının eğitimi için seferber ediyor, çocuklar da yıllarca bu hedef doğrultusunda büyük fedakârlıklarla çalışıyordu.

Bugün ise aynı diploma, ne yazık ki eskisi kadar güçlü bir gelecek vaadi taşımıyor.

Bunun tek nedeni de ekonomide yaşanan sorunlar değil. Yükseköğretim sistemimizin uzun yıllardır plansız biçimde büyümesi, iş gücü piyasasının ihtiyaçlarının yeterince dikkate alınmaması ve dünyanın geçirdiği teknolojik dönüşümün eğitim politikalarına aynı hızla yansıtılamaması, üniversite diplomasının değerini giderek aşındırdı.

Türkiye'de son yirmi yılda üniversite sayısı hızla arttı. Daha fazla gencin yükseköğretime erişebilmesi elbette önemli bir kazanımdı. Ancak nicelikteki büyüme, aynı ölçüde niteliği beraberinde getirmedi.

Kontenjanlar artırıldı, yeni üniversiteler açıldı, birçok vakıf üniversitesi yükseköğretimi neredeyse ticari bir faaliyet alanına dönüştürdü. Buna karşılık hangi alanlarda ne kadar mezuna ihtiyaç duyulduğu, bu gençlerin mezun olduktan sonra nasıl bir istihdam yapısıyla karşılaşacağı yeterince planlanmadı.

Bu plansız büyümenin kaçınılmaz sonucu ise bugün hemen her alanda yaşanan ciddi bir mezun enflasyonu oldu.

Eskiden yalnızca bazı bölümler için "iş bulmak zor" denirdi. Sanat tarihi, sosyoloji ya da felsefe mezunlarının istihdam sorunu yaşaması olağan kabul edilirdi. Oysa bugün tablo çok daha farklı. İyi bir üniversiteden mezun olmayan bir mühendisin de iş bulmakta zorlandığını, öğretmenlerin yıllarca atama beklediğini, işletme ve iktisat mezunlarının kendi alanlarının dışında çalışmak zorunda kaldığını görüyoruz.

Üniversite mezunu gençlerin üç harfli marketlerin kasalarında, çağrı merkezlerinde ya da uzmanlık alanlarıyla ilgisi olmayan işlerde çalışması artık istisna değil, sıradan bir manzaraya dönüştü.

Burada sorgulanması gereken gençlerin gayreti değil, sistemin kendisidir. Yıllarca sınavlara hazırlanan, üniversite eğitimini tamamlayan........

© Gazete Pencere