menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Üniversite Tercihi mi, Üniversite Pazarı mı?

26 0
08.08.2026

Gençler bugünlerde üniversite tercih sürecindeler. Okul okul geziyor, kampüsleri dolaşıyor, bölümleri inceliyor; kendileri için en doğru seçeneği bulmaya çalışıyorlar. Üniversiteler de bu dönemde bütün imkânlarını ortaya koyuyorlar. Tanıtım masaları kuruluyor, akademisyenler yaz ortasında fakültelerde aday öğrencilerle buluşuyor; burs olanaklarından akademik kadroya, eğitim programlarından mezuniyet sonrası kariyer imkânlarına kadar her şey ayrıntısıyla anlatılıyor.

Bazen bu görüntüye bakınca insan ister istemez düşünüyor: Gençler üniversite mi seçiyor, yoksa üniversiteler kendilerine müşteri mi arıyor?

Bizim zamanımızda işler biraz daha farklıydı. Bugünkü kadar bilgiye ulaşma imkânımız yoktu. Üniversitelerin sosyal medya hesapları, tanıtım videoları, sanal kampüs turları yoktu. Tercih yaparken biraz kör yürüyüşü yapardık.

Ama başka bir tarafı da vardı. Sınavın ertesi günü gazeteler cevap anahtarlarını yayımlardı. Oturur, doğru ve yanlışlarımızı sayar, yaklaşık kaç net yaptığımızı hesaplardık. Sonuç daha açıklanmadan ne yaptığımızı aşağı yukarı bilirdik. Sistem bugünkü kadar teknolojik değildi ama öğrenci sürecin biraz daha içindeydi.

Şimdi ise her şey daha profesyonel, daha parlak, daha düzenli görünüyor. Ve biraz da daha ticari.

Özellikle vakıf üniversitelerinde kapıdan girdiğiniz anda burs seçenekleri önünüze seriliyor. Yüzde 25 burs, yüzde 50 burs, tercih bursu, başarı bursu, kardeş bursu, erken kayıt avantajı...

Bir noktadan sonra insanın aklına ister istemez şu geliyor: Bir üniversiteye mi kayıt oluyoruz, yoksa kampanyalı bir ürün mü alıyoruz?

Elbette bütün vakıf üniversitelerini aynı kefeye koymak doğru değil. Türkiye’de çok iyi eğitim veren, güçlü akademik kadroları olan ve öğrencisine gerçek anlamda değer katan vakıf üniversiteleri var.

Ama bir de üniversite tabelası asılmış binalar var. Kampüs desen değil, akademik gelenek desen yok, araştırma kültürü son derece sınırlı. Buna rağmen her yıl yüzlerce öğrenci alıyorlar. Çünkü kontenjan var ve o kontenjanın dolması gerekiyor.

Türkiye yıllarca üniversite sayısındaki artışı bir başarı hikâyesi gibi anlattı. Her kente üniversite açıldı, yeni fakülteler kuruldu, yeni bölümler eklendi.

Fakat üniversite dediğimiz şey yalnızca sınıf, tabela ve diploma değildir. İyi akademisyen ister, araştırma ister, bilimsel özgürlük ister, tartışma kültürü ister. Asıl değeri ise öğrencisine yalnızca bir diploma vermesinde değil, mezun olduğunda önünü açacak bir birikim kazandırmasında ortaya çıkar.

Bugün gelinen noktada en önemli sorunlardan biri de burada başlıyor.

Bir genç dört yıl okuyacak, ailesi büyük bir ekonomik yükün altına girecek, sonra mezun olduğunda aldığı diplomanın çalışma hayatında neredeyse hiçbir karşılığı olmayacak.

Örneğin makine mühendisliği mezunu bir genç, aylarca iş aradıktan sonra ancak........

© Gazete Pencere