SURİYE CEPHESİ-4
Suriye cephesi, beklenmedik şekilde çöktü. Aniden gibi görünen bu çöküş aslında belli bir süreçten sonra gerçekleşti ve gafletten kaynaklandı. Elbette her şey bitmiş değil ancak alınan yara, konjonktürden dolayı çok büyük oldu.
Gazze soykırımının bedel olarak ödendiği mücadele meyve vermeye başlamıştı ki; fırsat kollayan secdeli Siyonizm, Suriye gibi bir kapıdan İsrail’in selamete giden yolunu açıverdi ve bu çok ama çok büyük bir ihanetti. Ümmet, bunu asla ve asla unutmamalı, asla ve asla cezasız bırakmamalı…
İsrail ile birlikte tüm Siyonistlerin Suriye’de sağladığı pozisyon ve işgal, Gazze’ye çok pahalıya mal oldu.
Sadece Gazze’ye değil; tüm bölgeye ve İslam ümmetinin tümüne zarar verdi ve yeni bir süreç başlattı.
Eğer Suriye cephesi düşmeseydi ne Gazze halkının tehciri ve ne de Mısır ve Ürdün de dahil olmak üzere bölge halkları ile ilgili kritik gündemler olmayacaktı.
TEHCİR’E KARŞI DİRENİŞİN HADEFİ GAZZE Mİ, TAHT MI?
Bölgede meydana gelen suni ve beklenmedik normalleşmeler, azılı düşmanların barışmasına yönelik acele, İsrail işgalinin genişlemesi ve sesi çıkmadığı halde hatta destek açıklaması yapan direniş cephesine karşı tehditlerin hepsi İsrail’i kurtarma üst hedefinin gerektirdiği konumlanmalardan başka bir şey değil.
Arap Birliği Zirvesi’nin ve özel olarak Mısır’ın Gazze planı ile ilgili çabaları da büyük ölçüde bu kapsamdadır.
Arap Birliği Zirvesi’nin cılız da olsa aldığı son kararların, Gazze halkının tehcirinin reddini de içermesi yeni bir evreye işaret ediyor gibi görünmesine rağmen aynı sürecin devamı niteliğindedir. Tüm Arapların yeni bir tehditle karşı karşıya olduğu bir durum var ve bu da Suriye’nin kurban edilmesinin yetmediği anlamı taşıyor. Tüm bu algıların, Gazze konusunda ölümü gösterme aşamasının bir parçası olduğuna dair güçlü bir kanaat taşıyorum.
Mısır’ın Gazze’yi yeniden inşa etmeye yönelik bir plan sunması, Ürdün’ün endişelenmiş gibi görünmesi ve en önemlisi son Olağanüstü Arap Zirvesi ile yapılan itirazlar da bu yeni ve tehlikeli gibi sunulan konjonktürün yansımaları.
Araplar, tehciri kabul etsin ya da etmesin; Suriye’de İsrail’in yaptıklarını gördü. Yabancısı da değillerdi. Ateşkese rağmen cepheleri açık veya yarı açık tuttu. Lübnan’dan çekilmeyi reddediyor. ABD’den tam destek ve silah aldı. Ateşkesle alınan insani yardım kararlarını uygulamadı, ateşkesle alınan çekilme kararlarına uymadı. Filistin, Lübnan ve Suriye’de hiçbir kural tanımadan istediğini yapıyor ve bu gösteri, aynı zamanda genel anlamda Araplar üzerinde de bir baskı ve tehdit unsuruna dönüşmüş oluyor. O yüzden taht sahibi Arapların paçaları tutuşmuş durumda. Bu senaryo için canla başla çalışmamaları tahtları riske sokabilir. Çizilen resim bu. Zira ABD, Mısır planını/sıtmayı kabul etmedi. Kendini ağırdan alıyor. İlginç ki; ABD’den ziyade bu plan için Araplar yoğun bir çalışmaya........
© Gazete İpekyol
