SEVGİSİZ BÜYÜYEN ÇOCUK
Bir çocuğun en temel ihtiyacı nedir diye sorsak çoğumuz yemek, barınma, eğitim ya da güvenlik deriz. Oysa insan ruhunun gelişimi açısından bakıldığında bunların yanında vazgeçilmez olan ihtiyaç sevgidir. Sevgi, bir çocuğun kendisini tanıdığı ilk aynadır. Kendine dair oluşturduğu değerin, güvenin ve aidiyet duygusunun temelidir. Bu nedenle sevgisiz büyüyen bir çocuğun yaşadığı eksiklik, yalnızca çocukluk yıllarıyla sınırlı kalmaz; çoğu zaman yetişkinlikte de farklı şekillerde kendini göstermeye devam eder.
Uzmanları uzun yıllardır çocukluk dönemindeki duygusal deneyimlerin bireyin tüm yaşamını etkilediğini vurgulamaktadır. Çocuk, dünyaya geldiğinde kendisi hakkında hiçbir bilgiye sahip değildir. Kim olduğunu, değerli olup olmadığını, sevilebilir biri olup olmadığını çevresindeki yetişkinlerin tutumlarından öğrenir. Eğer bir çocuk sürekli eleştiriliyor, ihmal ediliyor, duyguları küçümseniyor ya da yalnızca başarılı olduğunda takdir görüyorsa, zamanla şu inancı geliştirmeye başlar: “Ben olduğum halimle yeterli değilim.”
Bağlanma Kuramı'nın öncüsü olan psikiyatrist ve psikanalist John Bowlby, çocuk ile bakım veren kişi arasındaki ilişkinin bireyin gelecekteki tüm ilişkilerinin temelini oluşturduğunu belirtmiştir. Sevgi ve güven ortamında büyüyen çocuklar dünyayı daha güvenli bir yer olarak algılarken, duygusal ihmal yaşayan çocuklar çoğu zaman insanlara karşı temkinli yaklaşır. Çünkü onlar için sevgi, her an kaybedilebilecek bir şeydir.
Sevgisiz büyüyen çocukların hepsi aynı şekilde davranmaz. Kimileri sessizleşir, içine kapanır ve görünmez olmaya çalışır. Kimileri ise sürekli ilgi ve onay peşinde koşar. Bazıları hayatı boyunca herkesi mutlu etmeye........
