menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

SUÇLU KİM?

7 0
17.04.2026

Toplumsal olayları değerlendirirken çoğu zaman sonuçlardan yola çıkarız. Oysa bu, gerçeği kavramanın en kolay ama en yanıltıcı yoludur. Çünkü sonuçlar, uzun bir sürecin yalnızca görünen yüzüdür; asıl mesele o sonuca nasıl gelindiğidir. Eğer bizler yalnızca ortaya çıkan tabloya bakarak hüküm verirsek, hatayı en başında yaparız. Bugün ülkemizde yaşanan birçok sorunun temelinde, yıllardır biriken yanlışlar zinciri yatmaktadır. Bu yanlışlar, bireysel hataların ötesinde, sistematik bir yozlaşmanın ürünüdür. Kişisel hırsların, menfaat ilişkilerinin ve rant düzeninin toplumsal değerlerin önüne geçtiği bir yapıdan söz ediyoruz. Bu yapı içerisinde bazıları kendi çıkarlarını ülkenin çıkarlarının önüne koymuş, kamuya ait olanı özel mülk gibi görmüş ve ne yazık ki bunun bedelini tüm toplum ödemek zorunda kalmıştır. Bilinen bir gerçek vardır: İnsan ancak verdiği kadarını talep edebilir. Eğer bizler adaleti, liyakati ve eşitliği savunmazsak; bunları hayatımızın merkezine koymazsak, bir gün bunların eksikliğinden şikâyet etme hakkımız da zayıflar. Çünkü sessizlik, çoğu zaman onay anlamına gelir. Görmezden gelmek ise suça ortak olmanın en pasif ama en yaygın biçimidir. Bugün geldiğimiz noktada, özellikle çocuk suçluluğundaki artış bu çarpık düzenin en acı sonuçlarından biridir. Suça sürüklenen çocuklar, çoğu zaman doğuştan suçlu değildir; aksine, içinde büyüdükleri koşulların birer ürünüdür. Yoksulluk, eğitimsizlik, sevgisizlik ve fırsat eşitsizliği, onları suça iten en temel etkenlerdir. Bir çocuğun eline kalem yerine taş ya da silah alması, bireysel bir tercihten çok toplumsal bir başarısızlıktır. Peki suçlu kim? Sadece o çocuğu mu suçlayacağız? Yoksa onu o noktaya getiren sistemi, ihmalleri, eşitsizlikleri ve duyarsızlığı da sorgulayacak mıyız? Asıl suçlu; çocukların hayallerini çalan, onları koruyamayan, eğitemeyen ve geleceğe umutla bakmalarını sağlayamayan düzendir. Ve elbette bu düzeni sorgulamayan, değiştirmek için çaba göstermeyen, hatta zaman zaman onu meşrulaştıran bizler de bu sorumluluğun bir parçasıyız. Toplum olarak en büyük hatamız, suçluları affetmekten ziyade onları görmezden gelmektir. Çünkü görmezden gelinen her yanlış, zamanla büyür ve sıradanlaşır. Bugün tepki göstermediğimiz bir adaletsizlik, yarın daha büyük bir haksızlığın kapısını aralar. Bu nedenle suskunluk, yalnızca bir tercih değil, aynı zamanda bir sonuç doğurur. Eğer gerçekten değişim istiyorsak, önce kendimizden başlamalıyız. Adaleti talep etmek için önce adil olmayı, eşitlik istemek için önce eşit davranmayı öğrenmeliyiz. Çocukları suçtan korumak istiyorsak, onlara umut verecek bir gelecek inşa etmek zorundayız. Çünkü bir toplumun gerçek aynası, çocuklarının yaşam koşullarıdır. Sonuç olarak, suçlu tek bir kişi ya da kesim değildir. Suç, bazen bir sistemde, bazen bir anlayışta, bazen de sessiz kalan kalabalıklarda saklıdır. Ve bizler bu gerçeği kabul etmediğimiz sürece, aynı soruları sormaya ve aynı acıları yaşamaya devam edeceğiz.  


© Gazete Gerçek