Faiz, Kur ve Enflasyon Üçgeninde İşletmeler
Bir işletmenin kâr etmesi, her zaman kasasında para olduğu anlamına gelmez. Hele faizlerin yüksek, döviz kurunun hareketli ve enflasyonun hâlâ işletme maliyetlerini hızla değiştirdiği dönemlerde bu ayrım çok daha önemlidir.
Bugün birçok işletme “satışlarımız var ama neden rahatlayamıyoruz?” sorusunu soruyor. Cevap çoğu zaman üç kelimede gizlidir: faiz, kur ve enflasyon. Haziran 2026 itibarıyla yıllık tüketici enflasyonu yüzde 32,11’dir. Aynı ayda üretici fiyatlarındaki yıllık artış yüzde 28,09 olarak açıklanmıştır. Bu veriler, işletmenin sattığı malın yerine yenisini koyma maliyetinin; kira, ücret, enerji, nakliye ve finansman giderlerinin sürekli değiştiğini gösteriyor. TÜİK Haziran 2026 enflasyon verileri
Üçgenin Birinci Köşesi: Faiz
Faiz, işletmenin “paraya ulaşma maliyetidir.” İşletme kredi kullanıyorsa faiz doğrudan giderdir. Vadeli mal alıyorsa, çoğu zaman malın fiyatına gizlenmiş bir finansman maliyeti öder. Tahsilatını geç yapıyorsa da kendi sermayesini müşterisine faizsiz kullandırmış olur. Örnek verelim: Bir işletmenin 10 milyon TL işletme kredisi kullandığını ve yıllık maliyetinin yüzde 45 olduğunu varsayalım. Sadece yıllık faiz yükü 4,5 milyon TL’ye ulaşır. Buna vergi, komisyon, sigorta, dosya masrafı ve krediye bağlı diğer maliyetler dâhil değildir. Bu işletmenin yüzde 15 brüt kâr marjıyla çalıştığını düşünelim. Yalnızca faiz yükünü karşılayabilmesi için yaklaşık 30 milyon TL ilave satış yapması gerekir. Çünkü 30 milyon TL satışın yüzde 15’i, 4,5 milyon TL brüt kâr yaratır. Buradaki ders açıktır: Yüksek faiz döneminde ciro büyümesi tek başına başarı değildir. İşletme, satıştan doğan kârı finansa kaptırıyorsa büyüdükçe rahatlamaz; aksine daha fazla sermayeye ihtiyaç duyar.
Döviz kuru, ithalat yapan işletme için doğrudan maliyettir. Ancak mesele yalnızca ithalatçıları ilgilendirmez. Akaryakıt, enerji, makine, yedek parça, ambalaj, kimyasal ürünler ve lojistik gibi pek çok........
