menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Çağın her türlü esaretini bize ayrıcalık diye yutturuyorlar

6 0
monday

İnsanoğlu kıymet bilmez. Yeter ki bir şeyin varlığına alışsın ve o şey her gün elinin altında bulunsun. Bir süre sonra tüm sahip olduklarına sahip olmanın birer mucize olduğunu bile unutur. Varlığına alışmak en değerli şeyi bile pula çevirir. Caddeler, sokaklar, balkondan gördüğü deniz, gökyüzüne dallarını uzatan ağaçlar, ağaçların tepesindeki kuşlar, sonsuz ufuk, zor zamanlarında elini omzuna koyan dostları…Caddelerde sokaklarda serbestçe dolaşabilmek, balkonunda mis gibi çayını yudumlayabilmek, gökyüzünü görebilmek, ağaçları seyredebilmek, pencere kenarına kuşlar için ekmek kırıntıları bırakabilmek, ruhunu dinlendirebilmek için boş gözlerle ufku seyredebilmek, dostlarının sayesinde acılarını hafifletebilmek… Tüm bunlar elinizin altındadır ve sonsuza kadar hep orada kalacak gibi gelir size. En çok da ayak basılan toprağın değeri görmezden gelinir.

Belki de edebiyatımızda yüz yıllarca tevazu sembolü olarak kullanıldığı içindir. Yüz yıllar boyunca aşıklar, aşklarının büyüklüğünü dile getirmek için sevgiliye “ayağının türabı(toprağı) olayım” diye yalvarmıştır.  Toprağın üzerine basılır geçilir, hep oradadır, yani ayak altında. Bağrına düşen her nebatı yeşertir, her fidana boy verdirir. Tıpkı bir sihir gibi, küçücük bir taneden binlercesini var eder. Toprağa düşen her şey düştüğü yerde can bulur. Bir ağacın dalını kesin, suyun içine bırakın. Kök salar ve eskiden ağacın dalı olan o parçayı toprağa emanet ettiğinizde ağaç olur. Eli açıktır, en yakınınızdan zerre kadar bir şey utana sıkıla isterken o size karşılıksız verir. Günümüz hız çağı ya, onun değeri üzerinde düşünmeye kimse zaman bulamaz. Zaten gerek de duyulmaz. Çünkü hep ayak altındadır, hep oradadır, başı ezilendir, Ademoğlu’nu sırtında taşıyandır. En değerli hazinedir, varlığına bu........

© Gazete Gerçek