menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Sektörde tekelleşme: Senaristler ne söylüyor?

61 0
01.02.2025

Sektördeki tekelleşmenin tartışılmasıyla başlayan süreç ışık hızıyla menajer Ayşe Barım’ın 12 yıl öncesine dayanan bir suç atfedilerek, Gezi olayları ve henüz yasalaşmamış etki ajanlığı çerçevesinde tutuklanmasıyla sonuçlandı. TV sektöründeki tekelleşme yıllardır adı konsun konmasın, alana emek veren pek çok kişinin canını yakan, ciddi bir sorun. Ne var ki bu konuda verimli bir tartışma ve alınacak önlemlere uzanan bir süreç konusunda umutlanamadık bile.

Tekelleşme çoğunlukla oyuncular üzerinden konuşuluyor ancak aslında senaristleri, yönetmenleri ve küçük yapım şirketlerini de kapsayan hatta öne çıkan dizi türlerini bile belirleyen bir sorun. Evrensel anlamda polisiye, komedi hatta melodrama kaçmayan drama bile çok zor rastlanabiliyor dizilerde. Dijital platformlar tüm bu alanlarda yeni kapılar açmak konusunda umut verici oldu ama tekelleşmenin etkileri oralarda da aynı biçimde görüldü.

TV yapımlarında hep aynı isimlerin imzasının olması, aynı yüzlerin dönmesi büyük ölçüde kapitalist tüketim kültürünün garanticilik, günün ruhuna uygun olanı, halihazırda çok satanı gündemde tutma gibi eğilimleriyle açıklanabilir. TV sektörü son derece acımasız, şiddetli bir rekabetin döndüğü bir yerdir ve yazarından oyuncusuna herkes bunu bilerek sektöre girer ya da zamanla deneyimler. Yine de dizilerin tasarlanma ve yapım süreçlerinden haksız rekabetin denetlenmesine uzanan geniş bir çerçevede, “ortam vahşeti” belli ölçülerde önlenebilir de. Batı televizyonlarında rahatlıkla gözleyebildiğimiz çeşitlilik, meselenin “arz talep meselesi” ya da “kapitalizm işte” denip geçilemeyecek yanlarını gayet iyi gösteriyor.

Gücün emeğin önüne geçmesi, haksızlık ve emek gaspı da önlenebilir ki bunlar senaristlerin sıkça yaşadığı sorunlar. Bu starlar aleminde dizilerin dünyasını kuran senaristler nadir durumlar dışında çok az “görülüyor”, sorunları da az konuşuluyor. Hızla gümbürtüye gitmiş olsa da bu tartışma vesilesiyle hem tekelleşmenin yarattığı genel sorunları hem de senaristlerin sorunlarını gündeme getirmek istedik.

Temelde telif hakları başta olmak üzere senaristlerin haklarıyla ilgili bir meslek örgütü olan SenaristBir çatısında da doğal olarak günlerce bu konular tartışıldı. “Senaryo yazmak bizim işimiz!” başlığıyla, sosyal medyada paylaşımlar yaparak da elden fazla bir şey gelmese de ve tüm çekincelere rağmen, amacından sapan adalet için de ses verildi… Senaristlerin bu konulara dair düşüncelerini SenaristBir üyesi birkaç meslektaşımla sohbet ederek, yansıtmak istedim.

Öncelikle tüm bu olayların kıvılcımı olan sektördeki tekelleşme sorunundan başlayalım. Bunun kaynağı ne sizce ve salt oyuncular değil yapımcı, yönetmen ve yazarlar için sonuçları neler? Bu baştan beri yargının konusu olabilecek bir şey miydi bir de? Bu konuda alınması gerekip de alınmayan önlemler, yapılabilecek düzenlemeler neler?

Meriç Demiray: Sektörde bir tekelleşme var kesinlikle ve çok insana zararı oldu. Çok yetenekli arkadaşlarımız en verimli çağlarını çemberin dışında, işsiz geçirmek zorunda kaldı. Hasbelkader sistemin içinde kalabilenlerse işlerin kalitesinden şikâyet etti hep. Koca bir sektör melodramın dar alanına sıkıştırıldı. Tekelleşme tabii ki var. Ama ne zaman nasıl başladı ve nereye geldi. Bu çok yanlış bir yerden tartışılıyor. Doğru izi sürmeye çalışalım: Bu süreç ilk 2005 civarı RTÜK’ün bir yasa yayınlamasıyla başladı. O güne kadar altın bir çağ yaşanıyordu dizicilikte ve dizilerin içinde isteyen istediği kadar reklam yayınlayabiliyordu. RTÜK bu yasayla reklam süresini sınırladı. Diyelim ki 1 saatte maksimum 15........

© Gazete Duvar