Yeni bir Ortadoğu kuruluyor…
Yeni bir Ortadoğu kuruluyor. Nasıl bir Ortadoğu olacağını şimdiden söylemek çok kolay değil zira normlar üzerinden kurulmuyor, dengeler üzerinden kuruluyor. Dengelerin bir kısmı sahada denemeler üzerinden şekilleniyor. Bunlar hazırlıksız, hesapsız, kitapsız denemeler değil tabi, ama tutup tutmayacağını saha tam anlamıyla kendini açık edinceye kadar net bir biçimde söyleyemiyoruz. Saha bu kadar hızlıyken, heyecan duymamak elde değil, kesin bir şeyler yazmak da bir o kadar zor. Yine de son bir haftada Ortadoğu’da çarkların nereye doğru döndüğünü anlamak için belirli alanlara bakalım.
İRAN MEVZUSU KAPANDI MI?
Hafta başı İran vurulacak galiba heyecanı ile uyuduk, sabah kalktığımızda Trump yönetiminin sınırlı bir saldırı fikrinden vazgeçtiğini öğrendik. Neden vazgeçildiği konusunda çeşitli varsayımlar var. Kimilerine göre ABD uçak gemileri Karayiplerde iken bu tür bir saldırıyı yapmak kolay değildi. Kimilerine göre İran’da rejimin devrilmesini anında tetiklemeyecek bir saldırının neden olabileceği tırmandırma İsrail ve Körfez başta olmak üzere ABD müttefiklerini ve Ortadoğu’daki ABD varlığını hedef alabilirdi. Kimilerine göre İran ve ABD arasında hala bir anlaşma mümkün ve her iki taraf da kazanılan bu sürede anlaşma ile ilgili birbirinin nabzını yoklayacak, çünkü hala ABD’nin temel derdi Tahran ile nükleer programında İran’ın elini kolunu bağlayacak bir anlaşma yapabilmek. Kimilerine göre bölge ülkeleri, zaten çatışma dinamiğinin çok yüksek olduğu bölgede İran’ın kamikaze stratejisi ile tetikleyeceği yeni çatışma dalgalarına hazır değildi ve ABD’ye bu olasılığın Washington’un bölgede kurmak istediği düzeni olumsuz etkileyeceği sinyalini gönderdi. Bunların hepsi doğru. Fakat ben, İran’ın tehlikeyi henüz atlattığını düşünmüyorum.
Nitekim haftasonu Politico’ya Trump’ın verdiği röportaj- ki Hamaney’in Trump’ı İran’daki kalkışma ya da protestolar (adını koymak bile zor) sonucu dökülen kandan sorumlu tuttuğunu açıklamıştı- ABD’nin İran’da lider ya da rejim değişimi peşinde olduğu imasıyla doluydu. Dolayısıyla, Vance gibi figürlerin İran vurulmalı ısrarından da yola çıkan pek çok kişi İran’a yönelik sınırlı bir saldırının yakın gelecekte yine gündemi meşgul edeceğini düşünüyor. Bu arada Witkoff’un İran ile olası anlaşma için Tahran’dan ne talep edildiğine dair bazı açıklamaları basında yer aldı. Her şey basınla paylaşılmamıştır ama, paylaşılan talepler arasında “sıfır zenginleştirme” talebini görmedim. Eğer ABD, gerçekten, sıfır zenginleştirme dayatmasından vazgeçmişse bir anlaşma olma olasılığı ortaya çıkar. Böyle bir anlaşma ise kartların yeniden dağıtılması demektir- bu dağıtımda İran’ın eline düşen kağıtlar da fena olmaz-. Fakat bu noktada mıyız gerçekten emin değilim. Çelişkili açıklamalar, vuracağız-vuruyoruz-vurmaktan vazgeçtik salınımları bana çok güvenilir gelmiyor. ABD’nin bunca hengameden sonra -dayandığı çok temel istihbaratla alakalı bir sebep yoksa- sıfır zenginleştirme diretesinden vazgeçeceğini de sanmıyorum. ABD’nin Ortadoğu’daki varlığı açısından vurulmaktan çekinmediğine de şahit olduğumuzu düşünüyorum. Peki ABD, gerçekte neden durdu?
İSRAİL VE ZAFİYETLERİ
Hafta içerisinde İsrail’in İran konusunda ne istediği çok tartışıldı. Protestoların örgütlenmesinde İsrail’in rolü nedir, ne değildir -ayrı bir tartışma konusu- ama protestoları alkışla karşıladıkları, rejim değişimini destekledikleri........
