Sporun Kamudaki Gücü: Bir İlçenin Nabzı, Bir Toplumun Sağlığı
Bir ilçede spor alanları arttıkça sadece kaslar güçlenmez; insanlar da birbirine yaklaşır. Parkta yürüyen emekli, sabah pilatese gelen anne, pota altında ter atan genç… Aslında hepsi aynı dili konuşur: Hareket. Spor, bir ilçenin görünmeyen nabzıdır.
Bugün özel spor salonlarına yüksek ücret ödediğimizde o hizmeti daha değerli görüyoruz. İnsan doğası böyle; bedel ödediğine sahip çıkıyor.
Ama kendimize dürüstçe soralım:
Bu gerçekten kalite farkı mı?
Yoksa biraz algı mı?
Ya da bizi özel alanlara çeken konfor alışkanlığımız mı?
Oysa kamusal spor alanları doğru yatırımla en az özel tesisler kadar nitelikli olabilir. Hatta çoğu zaman daha kapsayıcıdır. Çünkü herkes içindir. Bize sporun lüks değil, temel ihtiyaç olduğunu hatırlatır.
Ve ruhen, zihnen sağlıklı bir toplum güçlü bir vizyondan doğar. Bu nesle bunu borçluyuz.
Bakırköy’e komşu biri olarak Yaşam Köyü bunun güzel örneklerinden biri. Doğayla iç içe alanlar, açık hava etkinlikleri, spor aktiviteleri… Belediyenin spor merkezleri, yüzme havuzları ve branş kursları çocuklara, gençlere, kadınlara alan açıyor. Sporun tabana yayılması dediğimiz şey tam olarak bu.
Ama mesele sadece tesis yapmak değil.
Kamuda sporun gerçekten değer görmesi için üç kelimeye ihtiyacımız var:
Standart. Süreklilik. Algı.
Temizlik olacak. Eğitmen kalitesi yüksek olacak.
Programlar dönemsel değil, devamlı olacak.
Ve en önemlisi, “belediye tesisi sıradandır” algısını hep birlikte kırmalıyız.
Bir de gençler var…
Enerjisini yönlendiremeyen gençlik boşlukta kalıyor. Boşluk ise risk üretiyor. Hepimiz görüyoruz; bu çağda biriken bir öfke, bir stres var. Spor tam da bu yüzden hayati. Hissedilen olumsuz duyguları dönüştürmenin en sağlıklı yollarından biri. Belki de bu köşede aslında tam olarak bununla yüzleşiyoruz.
Kamu spor merkezleri alternatif değil, birinci tercih olmalı. Çünkü spor sadece bireyin ihtiyacı değil; toplumun da formu. Atalarımız boşuna dememiş: Hareket berekettir diye.
Bakırköy gibi sahili, parkları ve tesisleri olan bir ilçede bu potansiyel gerçekten büyük. Yaşam Köyü ve diğer alanlar biraz daha görünür olmayı, biraz daha sahiplenilmeyi hak ediyor.
Belki mesele hizmetin varlığı değil…
O hizmete bizim ne kadar sahip çıktığımız.
Motivasyonunuz hiç kaybolmasın.
Ne derler… No pain, no gain. :)
Bir sonraki düşüncede buluşmak üzere.
