’Mens sana in corpore sano’: Sağlıkta well-being lüks değil, sistemin kendisi
Sağlık sektörü uzun yıllar boyunca tek bir soruya odaklandı: “Nasıl daha fazla hastayı tedavi ederiz?”
Bugün ise daha zor ama daha gerçek bir soruyla karşı karşıyayız: “Bu sistemi ayakta tutan insanları nasıl sağlıklı tutarız?”
Çünkü artık biliyoruz ki; sağlık hizmeti sadece teknoloji, altyapı ya da klinik başarıdan ibaret değil.
Sağlık hizmeti, özünde insan enerjisinin yönetimidir ve bu enerjinin adı: well-being.
Geçtiğimiz hafta sonu WellBeing derneğinin 4. Konferansına konuşmacı olarak davet edildim. Konferansa katıldığımda bu kavramla ilgili hiç düşünmediğim hususları da dinlemek ve değerlendirmek çok öğretici oldu. Well being denince daha önce tamamen bireysel iyi olma halini anlarken, kurumsal ve finansal well being kavramlarına kadar bir çok konu ile karşılaşmak çok öğretici ve düşündürücü oldu. Konuşmacı olacağım için de kendim de araştırarak konferansa katıldım.
Bir çok sektör well being konseptini işliyor ve şirket sonuçlarının performansını artırabilmek, çalışanların memnuniyeti artırabilmek için çareler arıyor. Bu konu birkaç perspektiften değerlendirilebilir.
Sağlık yatırımcısı açısından well-being ne ifade ediyor : Görünmeyen rekabet avantajı
Hastaneler uzun süre well-being’i “çalışan memnuniyeti” başlığı altında, ikincil bir konu olarak ele aldı. Oysa bugün tablo değişti. Well-being, bir kurumun, finansal sürdürülebilirliğini, hizmet kalitesini ve marka gücünü doğrudan belirleyen bir faktör haline geldiğini görüyoruz. Tükenmiş bir ekip, en iyi teknolojiye sahip olsa bile........
