menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Türkler dünyanın ilk ekolojistleri arasında mıydı?

9 0
29.09.2026

Bugün çevreyi korumayı modern dünyanın keşfi gibi anlatıyoruz. İklim değişikliği, sürdürülebilirlik, biyolojik çeşitlilik, yeşil dönüşüm, net sıfır, ESG…

Yeni bir dil kurduk. Zirveler düzenliyor, karbon piyasaları oluşturuyor, şirketlerin ayak izini hesaplıyor, yeşil finansman için milyarlarca dolar seferber ediyoruz.

Oysa bazen geleceği anlamak için çok geriye bakmak gerekiyor.

Orta Asya bozkırlarında yaşayan eski Türklerin “ekoloji” diye bir kelimesi yoktu. Karbon emisyonunu, küresel ısınmayı bilmiyorlardı. Fakat insanın tabiatın efendisi değil, onun içindeki varlıklardan biri olduğu düşüncesini hayatlarının merkezine yerleştirmişlerdi.

Bu yüzden biraz iddialı ama üzerinde düşünmeye değer bir cümle kuruyorum:

Türkler modern anlamda çevreci değillerdi ama dünyanın en eski ekolojik dünya görüşlerinden birinin taşıyıcıları arasında sayılabilirler.

Gök, yer, su, ateş, ağaç

Bozkır insanı için doğa seyredilecek bir manzara değildi. Hayatın kendisiydi.

Gök, yer, su, dağ, ağaç, ateş, rüzgâr ve hayvan birbirinden kopuk değildi. İnsan da bunların üzerinde duran mutlak hâkim değildi.

Eski Türk inanç dünyasında Tengri merkezi bir yere sahipti. Yer-su anlayışı, dağlar, nehirler, pınarlar, ağaçlar ve ateş etrafında güçlü bir kutsallık oluşmuştu.

Bütün bunları tek kelimeyle “Şamanizm” diye tanımlamak doğru olmaz. Kamlık, Tengricilik ve farklı yerel inanışlar iç içe geçmişti.

Ama ortak damar açıktı:

Doğaya saygı ve insanın tabiat karşısındaki sınırını bilmesi.

Suyu kirletmemek gerekiyordu. Ağacın, dağın, ateşin bir anlamı vardı. Toprak yalnızca mülk, hayvan yalnızca et, orman yalnızca odun değildi.

Bugünün diliyle buna belki “ekosistem bilinci” derdik.

Hayat verdiğini kirletme

Su bunun en güzel örneği.

Eski Türk dünyasında su yalnızca içilecek, tarımda kullanılacak ya da hayvanların sulanacağı ekonomik bir kaynak değildi. Kutsallık taşıyordu.

Suyu kirletmek, yalnızca çevreye zarar vermek değil, hayatın düzenine karşı saygısızlıktı.

Modern insan bunu hurafe diye küçümseyebilir.

Ama ortaya çıkan davranışa bakın:

Hayat verdiğini kirletme.

Bugün aynı sonucu elde etmek için kanun çıkarıyor, yönetmelik yazıyor, arıtma tesisi kuruyor, ceza........

© Forbes Türkiye