İş Bankası ikinci yüzyılda nasıl bir banka olmalı?
Bir asrı geride bırakmak büyük başarıdır.
Ama bankacılıkta geçmiş, geleceğin teminatı değildir.
Hele dünya finans sistemi böylesine hızlı değişirken.
Bugünün bankasını yalnız aktif büyüklüğü, şube sayısı, mevduatı veya yıllık kârıyla ölçmek artık yeterli değil. Sermayeyi ne kadar akıllı kullandığına, riski ne kadar erken gördüğüne, müşterisini ne kadar iyi tanıdığına, teknolojiyi ne ölçüde iş modeline dönüştürdüğüne ve hepsinden önemlisi geleceği ne kadar erken okuyabildiğine bakmak gerekiyor.
Hatta artık onu da aşmak lazım.
Geleceğin başarılı bankası yalnız değişime uyum sağlayan banka olmayacak.
Değişimi önceden tarayan, yaklaşan kırılmaları gören, müşterisine ve ekonomiye yol gösteren, gerektiğinde yeni piyasa dinamiklerini bizzat şekillendiren banka olacak.
İş Bankası tam böyle bir kavşakta.
Ben ortada bir kriz görmüyorum.
Tam tersine, ikinci yüzyılını yeniden tasarlamak için tarihî bir fırsat görüyorum.
Dikiz aynası değil, radar
Türk bankacılık sistemi bugün genel olarak güçlü bir bilanço yapısına sahip.
Ama risk haritası değişiyor.
Yüksek faiz şirketlerin borç servis kapasitesini zorluyor. Jeopolitik parçalanma ticaret ve sermaye hareketlerini etkiliyor. Siber saldırılar doğrudan finansal güvenlik meselesine dönüşüyor. Yapay zeka ise yüzlerce yıllık bankacılık süreçlerini yeniden yazıyor.
Üstelik sorunlar bilançolara çoğu zaman gecikmeli yansıyor.
Bugünün sağlıklı kredisi yarının sorunlu kredisi olabilir.
Bankacılıkta elbette dikiz aynasına bakılır.
Ama banka dikiz aynasından yönetilmez.
Ön cama bakılır.
Daha iyisi, radar kullanılır.
Silicon Valley Bank bize aktif-pasif yönetimindeki hataların dijital çağda güven kaybıyla birleştiğinde ne kadar hızlı ölümcül hale gelebileceğini gösterdi.
Credit Suisse’in yüz yılı aşan tarihi ve küresel marka değeri, yıllar içinde biriken yönetişim ve risk kültürü sorunlarının önüne geçemedi.
Ders basit:
Büyüklük güvenlik değildir.
Likidite, güven, yönetişim, teknoloji ve risk kültürü bazen bilanço büyüklüğünden daha değerlidir.
Öte yandan JPMorgan, DBS, BBVA ve Santander başka bir geleceği işaret ediyor.
Teknolojiyi yan faaliyet değil bankanın omurgası haline getiriyorlar. Veriyi karar mekanizmasının merkezine alıyor, sermayeyi sürekli yeniden tahsis ediyor, maliyetleri sorguluyor, müşteri deneyimini yeniden tasarlıyorlar.
Geleceğin bankacılığı yalnız para toplamak ve kredi vermek değil.
Güven, veri, teknoloji, risk ve sermayeyi birlikte yönetme sanatı.
İş Bankası’nın elindeki muazzam güç
İş Bankası’na bu perspektiften bakıyorum.
Yaklaşık 5 trilyon TL’lik aktif büyüklüğü, devasa müşteri tabanı, güçlü mevduat yapısı, yüz yıllık kurumsal hafızası ve Türkiye’de başka hiçbir özel bankada kolay kolay bulunamayacak genişlikte iştirakler dünyası var.
Ben bu kültürü farklı dönemlerde farklı pencerelerden tanıdım.
Meslek hayatımın erken döneminde İş Bankası Teftiş Kurulu’nda görev yaptım. Yıllar sonra Şişecam’da bağımsız yönetim kurulu üyesi olarak bu kez iştirakler dünyasının içinden baktım.
Dolayısıyla İş Bankası benim için yalnızca bir bilanço değil.
Cumhuriyet’in ekonomik hafızasının ve Türkiye’nin kurumsal kapasitesinin önemli parçalarından biri.
Tam da bu nedenle çıtayı yüksek tutuyorum.
Asıl soru şu:
Bu muazzam insan, sermaye, teknoloji ve güven birikiminden yeterince gelecek değeri yaratılıyor mu?
Bence daha fazlası mümkün.
Hem de çok daha fazlası.
Değişimi izlemek yetmez, şekillendirmek gerekir
İş Bankası değişimi ilk kez bugün keşfetmiyor.
1988’de önemli dönüşüm çalışmaları yapıldı.
2000’lerin başında “Müşteri Odaklı Dönüşüm” kapsamında performans, müşteri merkezlilik ve liyakat ekseninde dönemi için ileri sayılabilecek adımlar atıldı.
Fakat büyük kurumların klasik hastalığı tam burada........
