menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Geleceği erken gören vizyoner: Erdal Aksoy

18 0
previous day

Bodrum’da Erdal ve Belkıs Aksoy ile akşam yemeğinden sonra sohbet uzayıp giderken bir kez daha düşündüm: Bir iş insanının ne kadar büyük işler yaptığını bilançosundan anlayabilirsiniz. Fakat o işleri nasıl bir insanın gerçekleştirdiğini bilanço anlatmaz.

Bunun için yıllar boyunca koruduğu ilişkilere, zor zamanlarda aldığı kararlara, yaşadığı mekâna, toprağa nasıl dokunduğuna ve geleceği hangi kelimelerle tarif ettiğine bakmak gerekir.

Erdal Aksoy’u Bosphorus Energy Club’ı kurduğum yıllardan beri tanıyorum. İş dünyasındaki yolculuğunu yakından izledim, kendisinden dinledim. Dostluğundan da onur duyuyorum.

Bu nedenle onun hikâyesini yazarken yalnızca başarılarını sıralamak istemiyorum. Aldığı riskleri, gerçekleşmeyen projelerini, yıllardır vazgeçmediği hedeflerini ve önündeki yeni sınavları da anlamaya çalışıyorum.
Çünkü Erdal Aksoy’un hikâyesini ilginç kılan yalnızca büyüttüğü şirketler değil. Başarılı olduğu bir işi gerektiğinde bırakabilmesi, yeni bir sektöre geçebilmesi, dünyanın büyük şirketleriyle eşit statüde ortaklıklar  kurabilmesi ve inandığı bir projeyi yıllarca gündeminde tutabilmesi.

Onun dünyaya bakışını şu iyimser cümlesi özetliyor:
“Biz bir kriz çağında değil, fırsat çağında yaşıyoruz.”

Bu söz, her krizin mutlaka kazanç getireceği anlamına gelmiyor. Yanlış zamanda yapılan yatırım, en güçlü şirketi bile sarsabilir. Aksoy’un yaklaşımında önemli olan, belirsizlik karşısında hareketsiz kalmamak; fırsatı finansman, zamanlama ve doğru ortakla birlikte değerlendirmek.

Fakat bu yaklaşımın bir başka, daha az konuşulan tarafı var: Sabır ve azim.
Erdal Aksoy insan ilişkilerinde yumuşak, ulaşılabilir ve uzlaşmaya açık biri. Buna karşılık inandığı bir projeyi takip ederken kolay vazgeçmiyor. Onun inatçılığı insanlara karşı değil, hedeflerine karşı.
Bu ayrım, iş hayatının pek çok dönemini açıklıyor.

Sarıyer’de başlayan yolculuk

Erdal Aksoy’un hikâyesi büyük bir aile servetinin üzerine kurulmadı.
1943’te Erzurum’da, altı çocuklu bir ailenin ikinci evladı olarak dünyaya geldi. Henüz yedi yaşındayken kereste, odun ve kömür ticareti yapan babası Osman Aksoy’un yanında çalışmaya başladı.
Ticaretle ilk teması bir yönetim kurulu odasında değil; malın taşındığı, müşterinin beklendiği, hesabın dikkatle tutulduğu ve verilen sözün sınandığı gündelik hayatın içinde gerçekleşti.

Ailesinin İstanbul’a taşınmasının ardından Sarıyer’de öğrenimine devam etti. Kabataş Erkek Lisesi’nden sonra İstanbul Teknik Üniversitesi’nde elektrik ve elektronik mühendisliği okudu; 1966’da yüksek lisansını tamamladı.
Mühendislik eğitimi, sorunları tek tek ele almak yerine bir sistemin bütününü görmesine yardımcı olmuş olmalı. Sonraki yatırımlarında da yalnızca bir ürüne veya tesise değil, tedarikten taşımaya, finansmandan pazara uzanan değer zincirine ilgi duyduğunu görüyoruz.

İş hayatına ağabeyi Erol Aksoy ile küçük ölçekli inşaat projelerinde başladı. Asıl dönüm noktası ise 1971’de Sarıyer’de açtığı Mobil akaryakıt istasyonu oldu.

Satışlar arttıkça talebin nerede olduğunu araştırdı. Rumelifeneri’nde balıkçı teknelerine yakıt satmak amacıyla ikinci bir istasyon açtı.

Ardından basit ama sonuçları büyük bir soru sordu:
“Yakıtı satabiliyorsam neden kendim taşımayayım?”

Mobil ürünlerini taşımak için aldığı küçük tanker, daha büyük bir denizcilik girişiminin başlangıcına dönüştü.
Türkiye kıyılarında başlayan faaliyetler uluslararası denizlere yayıldı. Kimyasal tankerler, kuru yük gemileri ve RoRo taşımacılığını kapsayan 14 gemilik bir filo kurdu.

1978’de şirketlerini Aksoy Holding çatısı altında topladı. Henüz 35 yaşındayken Türkiye’nin kişisel gelir vergisi rekortmenleri sıralamasında ilk beşe girdi.

Pek çok girişimci bu noktada elde ettiği başarıyı korumaya odaklanırdı.
Aksoy ise yön değiştirdi.

Başarılı olduğunuz işi bırakabilir misiniz?

1980’lerin ortasında kendisini Türkiye’nin önemli armatörleri arasına taşıyan gemi filosunu sattı ve enerjiye yöneldi.
Bu kararı küçümsememek gerekir.

İnsan başarılı olduğu bir işten kolay kolay vazgeçemez. Bir sektörde kazanılan tecrübe, çevre ve itibar güvenli bir limana dönüşür. Fakat bazen aynı liman, yeni fırsatlara açılmayı engeller.
Aksoy gemilerini sattı; ufkunu genişletti.

Sonraki yıllarda Aksoy Holding ve Turcas çatısı altında gerçekleştirilen yatırımlar, bu kararın geçici bir heves değil, uzun vadeli bir stratejik tercih olduğunu gösterdi.

Shell ile geliştirilen ortaklık, Türkiye’nin büyük akaryakıt dağıtımı ve madeni yağ platformlarından birini ortaya çıkardı.
Alman enerji grubu RWE ile kurulan ortaklık sonucunda Denizli’de 775 megavat kapasiteli doğalgaz kombine çevrim santrali hayata geçirildi. Küresel teknoloji, finansman ve işletme disiplini; Turcas’ın Türkiye bilgisi ve yatırım kabiliyetiyle birleşti.

Azerbaycan devlet enerji şirketi SOCAR ile kurulan ilişki ise Türkiye–Azerbaycan ekonomik ortaklığında ayrı bir yer tuttu.
SOCAR–Turcas ittifakının Petkim’in yüzde 51 hissesini 2,04 milyar dolar karşılığında satın alması, yalnızca büyük bir özelleştirme işlemi değildi. Azerbaycan sermayesinin Türkiye’de daha sonra gerçekleştireceği enerji, rafineri ve petrokimya yatırımlarına uzanan stratejik köprünün kurulmasına katkı sağladı.
Turcas daha sonra bu yatırımdaki hisselerinden çıktı. Ancak ilk ortaklık mimarisinin şekillenmesindeki rolü önemini koruyor.

Bu örneklerin ortak özelliği, Aksoy’un uluslararası şirketlerle yalnızca sermaye arayan yerel bir girişimci olarak masaya oturmaması.

Türkiye bilgisi, itibarı, ilişkileri ve stratejik kapasitesiyle ortaklığa kendi değerini getiriyor.

Türk iş dünyasının uluslararasılaşma sürecinde üzerinde daha fazla durması gereken mesele de bu: Yabancı sermaye bulmak önemli; yabancı sermayenin uzun yıllar birlikte çalışmak isteyeceği bir ortak olabilmek ise başka bir beceri.

Doğu Akdeniz: Vazgeçmediği proje

Erdal Aksoy’un proje takip etme konusundaki ısrarını en iyi gösteren örneklerden biri Doğu Akdeniz doğalgazı.
Bölgedeki gaz kaynaklarının Türkiye üzerinden taşınması, pazarlanması ve daha geniş enerji piyasalarına ulaştırılması üzerinde yıllarca çalıştı. Farklı dönemlerde değişen siyasi koşullara, diplomatik gerilimlere ve ticari belirsizliklere rağmen konuyu gündeminden çıkarmadı.

Bugün de umudunu kaybetmiş değil.

Onun bakışına göre coğrafya değişmiyor. Kaynaklar, tüketim merkezleri ve mevcut altyapı arasındaki ekonomik ilişki, siyasi koşullar uygun hâle geldiğinde yeniden önem kazanabilir.

Bu düşüncenin ticari bir mantığı var. Ancak Doğu Akdeniz gazının Türkiye üzerinden taşınması yalnızca mühendislik veya maliyet hesabıyla çözülebilecek bir........

© Forbes Türkiye