menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Ayşe Hanım Konağı ve Gia: Urla’nın sessiz devrimi

18 0
18.05.2026

Oldum olası fazla parlatılan, sürekli önümüze sürülen, “mutlaka görülmeli” diye empoze edilen yerlerden çok hoşlanmam. PR ile harmanlanmış ticari ısmarlama yazılar zaten hemen kendini belli ediyor.

O tür yerlere çoğu zaman büyük beklentiyle gidiliyor ama sonunda insan kendini ruhsuz bir gösterinin içinde buluyor. Fazla gürültü, fazla iddia, fazla dekor… Ama eksik olan şey çoğu zaman sadelik, samimiyet ve gerçek kalite.

Oysa insan bazen çok daha farklı şeyler arıyor:

Mahremiyet.
Sükûnet.
Ölçülü ilgi.
Gösterişsiz kalite.

Konakladığınız odada da, masanıza servis yapan insanda da, tabağınıza gelen yemekte de…

Belki de bu yüzden Urla bana uzun zamandır Türkiye’nin en umut verici dönüşüm hikâyelerinden biri gibi geliyor.

Çünkü Urla bağırmadan büyüyor. Kendini zorla anlatmaya çalışmadan dönüşüyor.

Bir zamanların sakin Ege kasabası bugün artık yalnızca yazlıkçıların uğradığı bir sahil yerleşimi değil. Gastronomi, butik tarım, şarapçılık, zeytinyağı, tasarım ve rafine yaşam kültürü ekseninde yeni bir ekonomik ve kültürel model inşa ediyor.

Üstelik bunu büyük zincir otellerle, dev yatırımlarla ya da yapay ihtişamla değil; karakter üzerinden yapıyor.

Belki de bu yüzden Urla bugün Bodrum’dan farklı, Alaçatı’dan daha sakin, İstanbul’dan daha insani bir alternatif sunuyor.

Şarap bağlarının arasından geçen yollar, taş evler, küçük üreticiler, sakız enginarı, butik şaraphaneler, iyi zeytinyağı ve doğrudan üreticiden gelen malzeme…

Ama Urla’nın farkı yalnızca gastronomide değil. Burada hâlâ insan ilişkileri sıcaklığını koruyor.

Selçuk Balkan’ın mimar kökenli olması ve bu toprakların içinden çıkması önemli. Herkesin sevgilisi. Dışarıdan empoze edilmiş, yalnızca vitrinde duran bir yönetici profili değil. İnsanlarla arasında hemşehrilik, dostluk ve aidiyet bağı hissediliyor.

Yardımcısı Oya Atilla da aynı şekilde Urla’nın enerjisini taşıyan isimlerden biri. Sürekli hareket halinde, çözüm üretmeye çalışan adeta bir “atom karınca.” Urla’nın kültürel ve ekolojik dokusunu koruyarak geliştirme çabasında onun emeği de hissediliyor.

Bir de yıllardır Urla’nın gastronomi ve kültür ekosistemine emek veren isimlerden Can Ortabaş gibi girişimcilerin çabalarını da unutmamak gerekiyor. Çünkü bir bölgenin marka değeri yalnızca şeflerle değil; arka planda kültürü, ağırlamayı, standardı ve sürekliliği inşa eden insanlarla oluşuyor.

Ayşe Hanım Konağı: Otelden çok bir ruh hali

Ayşe Hanım Konağı denizin hemen kıyısında, sakin ama özensiz olmayan bir Ege estetiğiyle kurulmuş.

Sahibi Sezer Dermenci’nin annesinin adını taşıyan bu özel mekân, aslında Urla’nın son yıllarda geçirdiği dönüşümün küçük bir özeti gibi.

Burada abartı yok. Ama ince ince işlenmiş detay var. Sessiz bir kalite hissi var.

Sezer Dermenci’nin oluşturduğu atmosferde insan kendini müşteri gibi değil, misafir gibi hissediyor. Daha ilk adımdan itibaren sizi bunaltmayan ama sürekli hissedilen bir misafirperverlik var. Sohbetler bazen sabahın ilk ışıklarına kadar sürebiliyor; yanı başınızdaki ateşin alevleri yüzünüzü okşarken zaman başka türlü akıyor.

Beğendik Abi ve diğer eski esnaf lokantalarıyla aynı dönemlerde başlayıp sindire sindire büyümüş ve bugünkü olgunluk düzeyine ulaşmış bir yer burası.

Dünyanın farklı yerlerinden gelen iş insanları, sanatçılar, yatırımcılar, diplomatlar ve İstanbul’un kültür-gastronomi çevresindeki birçok tanınmış ismi yolu Urla’ya düştüğünde burada vakit geçiriyor.

Biz de zaman zaman İngiltere’den, Amerika’dan, Fransa’dan, Brezilya’dan, İsrail’den dostlarımızı burada ağırladık.

Hatta ilginçtir; Urla’da kendi evim olmasına rağmen içimdeki burada kalma arzusu hiç sönmedi. Çünkü artık gerçek ayrıcalık biraz da görünmeden yaşayabilmekte yatıyor.

Gia’da bir tabağın içine Urla’yı koyabilmek

Gia bana şunu yeniden........

© Forbes Türkiye