menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

264 temsilcilik yetmiyor: Türkiye diplomasisi erişimden etkiye geçmeli

31 0
20.08.2026

“Yirmi birinci yüzyılda diplomatik güç, kaç ülkede bayrağınızın dalgalandığıyla değil; o bayrağın altında ne kadar siyasi etki, ticaret, yatırım, teknoloji, güven ve caydırıcılık üretebildiğinizle ölçülüyor.”

Diplomatlığa başladığım yıllarda devletin dış dünyaya açılan ana kapısı Dışişleri Bakanlığı idi.

Bir bakanlığın, kamu kuruluşunun ya da devlet şirketinin yabancı bir ülkeyle önemli teması çoğunlukla Dışişleri üzerinden yürürdü. Büyükelçilik yalnız siyasi temsil makamı değildi; Ankara ile bulunduğu ülke arasındaki siyasi, ekonomik ve kültürel trafiğin ana kavşağıydı.

Bugün o dünya büyük ölçüde geride kaldı.

Diplomasiyi artık yalnız diplomatlar yapmıyor.

Enerji şirketleri, bankalar, teknoloji grupları, yatırım fonları, savunma sanayii şirketleri, istihbarat kurumları, üniversiteler, düşünce kuruluşları, belediyeler ve iş insanları da ülkelerin dışarıdaki gücünün parçası.

Bu değişim diplomatın önemini azaltmıyor. Tam tersine görevini daha zor ve daha stratejik hale getiriyor.

Çünkü artık asıl soru “Dış politikayı kim yapıyor?” değil.

Bu kadar çok oyuncunun bulunduğu sahada orkestrayı kim yönetiyor?

Türkiye’nin sorunu artık erişim değil, etki

Türkiye diplomatik erişim bakımından küçük bir ülke değil.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın Kasım 2025’te TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda verdiği rakamlara göre Türkiye’nin 264 faal dış temsilciliği bulunuyor: 148 büyükelçilik, 14 daimî temsilcilik, 99 başkonsolosluk ve diğer birimler.

Bu ağ Türkiye’yi dünyanın en geniş diplomatik temsil ağlarına sahip ülkeleri arasına yerleştiriyor.

Dolayısıyla artık başka bir soru sormamız gerekiyor:

Bu büyük ağdan ne kadar sonuç çıkarıyoruz?

Kaç büyükelçiliğimiz bulunduğu önemlidir. Ama artık başka ölçüler de gerekli.

Bulunduğumuz ülkelerde gerçek karar vericilere erişebiliyor muyuz? Türk şirketlerine kapı açabiliyor muyuz? Yatırımcıları Türkiye’ye çekebiliyor muyuz? Enerji ve teknoloji ortaklıkları geliştirebiliyor muyuz?

Bir kriz çıktığında telefonumuz açılıyor mu?

Yeni bir bölgesel düzen kurulurken masaya çağrılıyor muyuz?

Ve belki daha önemlisi: Türkiye bir kırmızı çizgi çizdiğinde, karşı taraf bu çizgiyi aşmanın siyasi, ekonomik veya güvenlik bakımından sonuçları olacağına inanıyor mu?

Diplomatik mevcudiyet ile diplomatik etki aynı şey değildir.

Bayrağı göndere çekmek diplomasinin sonu değil, başlangıcıdır.

Diplomasi ile caydırıcılık birbirinden ayrılamaz

Yeni diplomasinin üzerinde daha fazla durmamız gereken boyutlarından biri de caydırıcılıktır.

Diplomasi yalnız dost kazanma, müzakere etme ve krizleri yatıştırma sanatı değildir. Gerektiğinde karşı tarafa hangi davranışların kabul edilemeyeceğini anlatmanın ve bu mesajı inandırıcı kılmanın da aracıdır.

Türkiye bu nedenle askerî, ekonomik, siyasi ve istihbarî caydırıcılığını birlikte güçlendirmek zorundadır.

Bunlar birbirinin alternatifi değildir.

Askerî güç ekonomik dayanıklılık olmadan uzun süre sürdürülemez. Ekonomik güç siyasi nüfuz olmadan stratejik etkiye dönüşmez. İstihbarat olmadan karşı tarafın niyetini ve kapasitesini doğru okuyamazsınız. Diplomasi olmadan da bütün bu unsurları kontrollü biçimde kullanamazsınız.

Son dönemde İsrail’in Türkiye sınırına yakın Suriye’deki askerî tesislere yönelik saldırıları bu açıdan ciddiye alınmalıdır. Özellikle Ebu Duhur hava üssüne yönelik saldırının Türkiye’nin muhtemel konuşlanmasını engellemeye dönük bir mesaj olduğu değerlendirmesi doğruysa, bu sıradan bir askerî operasyon değildir.

Bu, Türkiye’nin kırmızı çizgilerinin karşı tarafta yeterince açık veya yeterince inandırıcı biçimde anlaşılmadığını gösteren ciddi bir işarettir.

Böyle açık meydan okumaların karşılıksız kalması, yalnız Suriye bakımından değil, başka coğrafyalardaki stratejik hesaplamalar bakımından da yanlış algılar yaratabilir.

Bir sahada caydırıcılığın aşınması, başka sahalarda yanlış hesaplamayı teşvik edebilir.

Burada kastettiğim düşünmeden girişilecek askerî bir macera değildir. Karşılık aynı yerde, aynı silahla veya........

© Forbes Türkiye