2024 Yılının Öne Çıkan Yerli Filmleri
2024, yerli sinema açısından oldukça verimli geçen bir sinema yılı oldu. Sezonun ilk festivallerinden İstanbul Film Festivali’nin ulusal seçkisi her ne kadar birkaç film dışında oldukça vasat olsa da diğer büyük festivallerle oldukça ilgi çekici, sinemamıza hayat suyu veren filmlerle perdede buluşma şansını yakaladık. 31. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali’nin son yılların en iyi ulusal seçkisi sayesinde yılın en iddialı yerli filmlerini izleme şansı bulduk. 62. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali ise tam tersine son yıllarda irtifa kaybetmesi vesilesiyle oldukça zayıf bir seçkiye sahipti. Yine de özellikle ilk filmini çeken ve ileride neler yapacağı şimdiden merak konusu olan oldukça başarılı isimlerin takdire çayan işleri sinema seyircisini ve eleştirmenleri bir kez daha hem sinemaya hem de yerli yapımlara olan inancını tazeledi. İşte böylesine olumlu bir giriş yapılmasına vesile olan yılın öne çıkan, adından söz ettiren ve ödüllere boğulan filmlerden oluşan liste:
Hemme’nin Öldüğü Günlerden Biri (Yön. Murat Fıratoğlu, 2024)
Dünya prömiyerini 81. Venedik Film Festivali’nde gerçekleştiren Hemme’nin Öldüğü Günlerden Biri, festivalin Orizzonti bölümünde Jüri Özel Ödülü’nün sahibi olmuştu. Bu başarının ardından Türkiye prömiyerini 31. Uluslararası Adana Altın Koza film Festivali’nde gerçekleştirmiş ve En İyi Film ödülünün sahibi olmuştu. Ardından 35. Uluslararası Ankara Film Festivali’nde de En İyi Film ve En İyi Yönetmen ödülünü kazanarak hem seyirci nezdinde hem de festivaller tarafında rüştünü ispatlayan film, sinemamızın kendini aşırı ciddiye alan yapımlarının yanında yer yer absürd, yer yer kara mizaha yer veren, yer yer de belgeselvari yanıyla öne çıkıyor.
Eyüp, başka bir işi olmasına rağmen yaşadığı aksiliklerden dolayı mevsimlik işçi olarak çalışmak zorunda kalır. Çalıştığı yerdeki ustabaşı ile ücreti geciktiği için tartışır. Ve oldukça ani alınan bir intikam planı ile yola düşer. Aslında bu kadar kısa bir şekilde anlatılacak olan filmin hikâyesi, yola düşülmeden önce ve yola düşüldükten sonra olmak üzere iki bölüm hâlinde değerlendirilebilir. Filmin ilk yarım saati kelimenin tam anlamıyla bir belgesel gibi ilerler. Kuru domates üretimi yapan mevsimlik işçilerin yaptıkları işleri tüm detaylarıyla izlerken bir yandan da Eyüp karakteri vesilesiyle işçilerin ücretlerini zamanında alamadıklarını, aslında ustabaşının da bu sebeplerle çok dertli olduğunu öğreniriz. Bu can sıkıcı mevzuların yanında domates ile yere serilen beyaz örtülerin birbiriyle yakaladığı kontrasın kavurucu sıcak ile birleştiği anlar, hem sinemanın hem de tüm görsel sanatların görüntüyle yakaladığı muhteşem gücünün bir göstergesidir. Filmin bu ilk bölümü değme işçi belgesellerine de değme görsel sanat anlarına da meydan okuyacak kalibrededir. Lakin filmin, seyircinin aklını başından alan kısmı daha yeni başlayacaktır.
Eyüp’ün yola düştükten sonraki anları ise bir yol filmine evrilir. Lakin bu yol filmi, Eyüp’ün yolda karşılaştığı insanlarla, yaşadığı enteresan olaylarla sakinleşip durulmasını sağladığı bir kendini bulma hâline dönüşür. Bizzat kendisinin Eyüp karakterine hayat verdiği yönetmen, karakteri sabah güneşinin kavurucu sıcağından akşamüstü güneşin batımına kadar koşturur. Kimi zaman yürüyerek, kimi zaman da arabaya veya motora binerek… Fakat Eyüp, her ne kadar önüne çıkan tüm zorlukları aşıp hedefe ulaşmaya çalışsa da Siirt sokaklarında karşılaştığı insanlar onu yavaşlatır ve ona olumlu anlamda dokunarak duraklatırlar.
Murat Fıratoğlu’nun ilk uzun metrajı Hemme’nin Öldüğü Günlerden Biri; işçi sınıfı, tarım işçilerinin yaşadığı zorluklar gibi oldukça toplumsal konularla birlikte insanın gizil hırsları, bireyin kendi iç çatışması, bireyin içinde bir arada tuttuğu iyi ve kötünün çatışması gibi oldukça bireysel mevzularla da seyirciyi hemhal ediyor. Seyircinin tüm bu meselelere kafa yormasına da vesile olacak, başlama ve bitiş sahneleriyle seyircinin yüzünde defalarca yakaladığı tebessümü perçimleyecek bir destan gibi olan bu film, sadece yılın değil son yılların en iyi yapımlarından biridir.
Filmin yönetmeni Murat Fıratoğlu ile yapılan video röportaja buradan ulaşabilirsiniz.
Gecenin Kıyısı (Yön. Türker Süer, 2024)
Türkiye gibi her döneminde siyasi çalkantıların, darbelerin olduğu ülkelerde siyasi bir alt metne sahip film çekmek zordur. Zaten ülkemizde bu minvalde yapılan çoğu film de bu konuda bir başarısızlık örneğidir. Lakin alegori konusunda yerli sinemada hevesle anılabilecek filmlere sahip olduğumuzu söylemek kısmen mümkündür. Türker Süer de Almanya’da yaşayan ama Türkiye doğumlu biri olarak Yeni Türkiye kodlarını çok iyi okumakla kalmayıp bunu oldukça sarsıcı bir alegori olarak perdeye aktarmayı başarmıştır. 28 Şubat, Balyoz, Ergenekon ve nihayetinde 15 Temmuz… Fakat Süer, yakın dönem Türkiye tarihindeki bu dönüm noktalarını ve sonunda ülkeyi aşılamaz bir kutuplaşmanın içine süren atmosferi anlatmak için ordu mensubu olan bir aileyi seçer.
Kutuplaşmayı, sahte belgelerle kumpas kurmayı, işi bitince gözünü bile kırpmadan harcamayı; babadan oğullara miras kalan askerlik mesleği ve o mesleğin içinde diplere savrulmuş baba ve oğullar üzerinden işleyen filmin en büyük başarısı da tam olarak bu noktada kendini belli eder. Gecenin Kıyısı, bu ülkede yaşayan ve ülkenin siyasi atmosferine sahip olan bireyler için ilmek ilmek dokunmuş alt metniyle birçok yarayı kanırtırken; duruma hâkim olmayan yabancı izleyici için ise oldukça güçlü çatışması olan bir aile draması olarak da okunmaya müsait. Bu da filmin evrensel bir noktada durmasını sağlıyor.
Gecenin Kıyısı her ne kadar gerçek yaşanmışlıklardan yola çıkılarak çekilen bir film olsa da Süer’in ifadesiyle; tüm yaşananları aynen aktarmak gibi bir çabaya girmezken bir yandan da 15 Temmuz gecesi herkesin cep telefonları ile kayda aldıkları belge görüntüleri filmde kullanılmıştır. Muhteşem bir görüntü yönetimiyle çekilmiş sahnelerin arasına serpiştirilen bu görüntüler ve filmin en büyük başarısı olarak sayılabilecek ses tasarımı; seyircinin odağını pür dikkat perdeye çekmeyi başarır.
Filmin detaylı analizine buradan ulaşabilirsiniz.
Filmin yönetmeni Türker Süer ile yapılan video röportaja buradan ulaşabilirsiniz.
Yurt (Yön. Nehir Tuna, 2023)
Birçok festivalden ödülle dönen Dedeler En İyisini Bilir (2011), Basur (2015), Ayakkabı (2017) isimli kısalarıyla tanınan Nehir Tuna, geçen yıl Venedik Film Festivali’nde prömiyerini yapan Yurt (2023) filmiyle uzun metrajda da iddiasını ortaya koymuştu. Tuna’nın ilk uzun metrajı Yurt, dünyanın en önemli festivallerden birinde prömiyerini yaptıktan sonra ülkemizdeki ilk gösterimini ise 43. Uluslararası İstanbul Film Festivali’nde yapmıştı.
Venedik Film Festivali’nin Orrizonti bölümünde gösterilen ve beş dakika boyunca ayakta alkışlanan, birçok yabancı eleştirmen tarafından övgülere boğulan Yurt, doksanlı yılların ikinci yarısından sonra ülkeyi gölgesi altına alan siyasi İslam hareketi ile laik kesimin kutuplaşmış durumunu odağına alır. Fakat Tuna, tüm bu çatışmalı, kargaşa ortamını genel bir perspektiften yansıtmak gibi zorlu ve yer yer de ikircikli bir yola girmez. Tuna, o yıllarda çocuk olan kendisinin gözünden aktarır her şeyi. 1996 yılında Türkiye’de siyasi ortam vesilesiyle yaşanılanları o günkü Nehir’in deneyimleri, yaşanmışlıkları üzerinden aktarmayı tercih eder. Zira Nehir Tuna, filmde Ahmet’in yaşadıklarını geçmişte neredeyse benzer noktalardan yaşamış........
© Film Hafızası
