menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İslam Öncesi Araplarda Kadın Trajedyası

39 0
13.01.2026

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla.

Herkesçe bilindiği üzere cahiliye dönemi dünyasının en kötü töresi, kız çocuklarının yüz karası sıfatı ile diri diri mezara gömülmesiydi. Sadece kuvvet ve zorbalığın egemen olduğu medeniyet ve kültürden uzak bir toplumda kızlar, erkek çocukları gibi savaşarak kabilelerini savunamayacaklarından ve daha da kötüsü, kabile savaşları sırasında düşmana esir düşüp onların çocuklarını dünyaya getirerek kabilenin yüz karası olmaları ihtimali bulunduğundan dolayı bu yola başvuruluyordu. Kimide yoksulluk derdi ve geçim korkusuyla böyle bir cehalete başvurup kız çocuklarını diri diri gömüyorlardı.

Kız çocuğu, bu toplumda uğursuzlukla özdeşleştirilmişti. Kur’an-ı Kerim bu yanlış anlayışı şöyle açıklamaktadır:

“Onlardan birine, kız çocuğu olduğu müjdelendiğinde, öfkesinden yüzü simsiyah kesilir. Aldığı bu haber üzerine toplumdan gizlenir. Aşağılanmayı göze alıp onu yanında mı tutsun, yoksa toprağa mı gömsün, karar veremez. Dikkat edin, verdikleri hüküm ne kadar kötüdür!”[1]

Kadının bu mahrumiyet ve mahkûmiyetini o günün Arap dünyasının edebiyat ve benzeri eserlerinde sıkça görmek mümkündür. Nitekim Araplar arasındaki geleneklere göre, kız çocuğunun babasına şöyle derlerdi: Örneğin bir Arap atasözü şöyle der:

“Tanrı onun yüz karasından seni korusun! Mezar, onun için en iyi zifaf odası olur inşallah.” Benzer şekilde, bir Arap şairi kız çocuğu olan babanın kaderini şu şekilde tasvir eder: “Bir baba için üç damat olabilir: Gölge veren bir ev, onu koruyacak bir koca ya da onu bağrına alacak bir mezar. En iyisi mezardır.” Ebu Hamza adlı birinin eşi kız çocuğu doğurunca adam eşine küsmüş, komşuya gitmişti ve evine dönmüyordu. Kadıncağız henüz dünyaya gelen kız bebeğine şöyle ninni söylüyordu: Neler oluyor şu Ebu Hamza’ya? Neden bize geleceğine komşunun evine gidiyor? Oğlan doğurmadım diye kızıyor bana. Evet, ama vallahi bizim elimizde değil ki bu! Biz (kadınlar) bize verileni teslim alıyoruz sadece! Bu cümleler, yalnızca bir annenin feryadı değil; aynı zamanda cahiliye toplumuna yöneltilmiş bir hukuki iddianame niteliği taşımaktadır. Bu dertli ananın yukarıdaki sözleri aslında o topluma hâkim olan bozuk düzene karşı itiraz ve o cahil halkın nazarında kadının nasıl bir trajedi yaşadığının bariz bir göstergesidir. Bu batıl t örenin........

© Fikir Kazanı