Yeni ve başka türden bir siyasal anlayış/davranış biçimi mümkün mü?
Bu soruyu sormama ve sorunu deşmeye çalışmama vesile olan şey, üstat Cemil Meriç’in “İdeolojiler (izimler) idrakimize giydirilen deli gömlekleridir” şeklindeki o çok şey anlatan atomize saptaması oldu.
Siyasetin varlık nedeni, beşeriyette yaşanan toplumsal sorunlardır. Eğer beşeriyette, ekonomi, pedagoji, savaş, sağlık gibi konularda toplumsal sorunlar yaşanmasaydı, siyasete de gerek kalmayacaktı. İnsanların mânâ ve değerler alanına yönelik evrensel ve tek bir yaklaşıma sahip olamaması yüzünden (ki bu noktadaki teklik çeşitli nedenlerle olanaksızdır da) farklı algı-anlam-değer dünyalarının her birisi, siyasal sorunların çözümü noktasında farklı strateji ve taktikler ortaya koymuşlardır. Genel olarak “siyasal teoloji” (izimsel dinsel yaklaşımlar), liberterizm/liberalizm, Marksizm/anarşizm bu farklı perspektiflerin belli başlı olanlarıdır ve farklı “dünya görüşlerinin” siyasal izdüşümleridir.
Siyasal sorunları çözme yolunda ortaya konulan siyasi anlayışların her birisi, toplumsal sorunları çözmek niyeti ve amacıyla ortaya çıkmışken, garip ve ilginç biçimde giderek sorunun kendisi haline gelmiş ve asıl siyasi sorunlarımızın üstünü örterek onları çözümsüz hale getirmiştir. Bu durum aynı zamanda şuna da benziyor, ip yumağıyla başlangıçta oynayan ve eğlenen-keyif alan kedinin giderek yumağın içinde düğümlü hale gelmesi ya da kendi kuyruğundan kendi kendisini yemeye çalışan yılanın içine düştüğü oxi moron durum gibi de facto olarak reel siyasi-izimler de giderek bu hallere düşmüş. Kokuşmayı önleme yollarından birisi de ilgilisi olan şeyi tuzlamaktır, peki ya tuzun kendisi de kokuşmuş durumda ise ne yapmak gerekiyor. Siyasal arenada tam bir bataklığa saplanmış durumdayız ve çaresizce çabaladıkça daha fazla batıyoruz. İşte tüm bu ve benzeri nedenlerle siyasal sorunları çözebilmek adına öncelikle siyasal sorunların çözümünü olanaksızlaştıran bu patolojik siyasal anlayışlardan siyasetin kurtarılması gerekmektedir.
Post modern zamanlarda, Tarihsel ve toplumsal gerçeklik alanları bize şunu gösteriyor; bugüne değin siyasal sorunları çözmek için ortaya konulan ve siyasi reçeteler içeren tüm siyasal yaklaşımlar/paradigmalar iflas etmiş halde ve bu konuda yeni bir paradigmal yapılanmaya ihtiyaç var. Yeni toplumsal hareketlilik biçimleri de aslında var olan kavramsal/siyasal konseptlerin işlevsiz hale gelip çürüdüğünü kanıtlıyor. Bizdeki iktidara karşı gezi direnişi veya Gazze soykırımına karşı tüm dünya genelinde “kendiliğinden” oluşan kitlesel direniş çabalarının, inançsal, ideolojik aidiyetlerin “ötesinde” bir birliktelik gösterebilmesi var olan siyasal angajmanların yetersiz ve aynı zamanda da bölücü olduğunu kanıtlar nitelikte.
Bu analizde ortaya koyduğum tespitleri temellendirmek adına bir örnek ortaya koymaya çalışacağım. Liberter düşüncenin kurucu babalarının ortaya koyduğu ve Fransız devrimiyle pratiğini bulan “cumhuriyetçi” politik projenin toplumsal hayatlarda gerçekleştirmeye çalıştığı üç temel ilkesi vardı ve hala da var; “eşitlik, kardeşlik ve özgürlük” ülküleri. Fransız devrimiyle başlayan bu arayışta “cumhuriyetçi” çabanın başarılı olamaması yüzünden – Hegelyen bağlamdaki tümleşik bilinç hamlesi olan “kurnaz-geist”- Marks/Engels insan tekilleri üzerinden sosyalist hamleyi yaparak cumhuriyetin ülkülerini yaşamda gerçekleştirmeye çalıştı. Çeşitli nedenlerle onlar da başaramadı. Dolayısıyla insanlığın eşitlik, kardeşlik ve özgürlük istenci, arayışı hala devam ediyor.
Hattı zatında -insanlığın sıfır/başlangıç noktası tartışması bir yana- tüm insanlık, tarihi boyunca bu üç ilkeyi toplumsal hayatında mümkün kılmaya çalıştı ve hala da bu uğurda çabalıyor. Aslında bir yanıyla bu üç ilkeyi hayatta mümkün kılmak çok da kolay. Zorlaştıran ve hatta engelleyen ise “kurumsal siyasetin” ta kendisi. Bunu gerekçelendirmeye çalışmadan önce, bu üç ilke ile kastedilen şeyleri ortaya koymaya çalışacağım. Her ne kadar bu üç ilkenin ele alınış biçimi ideolojik olsa da aslında ortak-evrensel nüveler taşıdığı da aşikar ve ideolojik anlayışların bu konuda ayrışıp sorunun bir parçası haline gelmesi, çözümünün engeli olması da bu evrensel noktaları ıskalıyor olmalarından kaynaklanıyor. Çünkü kurumsal/ideolojik siyaset nezdinde, araçlarla amaçlar yer-değiştirmiş durumda. Politik/siyasi angajmanlar bir noktadan sonra insanların “kim-likleri” haline gelmiş. (Bu konuyu “kimlikler lütfen” adlı makalede analiz etmeye çalışmıştım) Politik perspektiflerin insanların angaje olduğu kimlikler haline dönüşmesinden sonra amaçlar unutulmuş, geri plana itilmiş ve siyaset arenası bu politik kimlikler arası bir “kör-dövüşe” dönüşmüş durumda.
Evrensel bir özgürlük analizi denemesi
İnsanlık bilincinin soyutlama yapabiliyor olmasından beri, başta felsefe olmak üzere, edebi/estetik, teolojik/dinsel ve politik bağlamlarda üzerinde en çok durulan kavramdır özgürlük. Hatta, herhangi bir teolojik, felsefi veya politik kuram kurmadan önce hesaplaşılması gereken ilk durumdur. Çünkü insan denilenin “insan-olmaklığı” tam olarak da burada başlamaktadır. Eğer insan denilen varlığın kendine ait bir “cüz’i-alanı” yoksa insandan söz etmek olanaksızlaşır. Bu durum hem teolojik/dinsel hem felsefi hem etik/ahlaki hem de politik olarak böyledir. Özgürlük denilene yüklenen içerikler farklı olsa da (ki aslında değil) öncelikle hiçbir anlam bağlamı insanın özgürlüğünü var-saymadan hareket edemez. Örneğin eğer........
