menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Hak, Hukuk, (Hakikat), Adalet Ve İktidar Kuvveleri Arasındaki İlişkiler-1

22 0
26.04.2026

İnsanlığın dünyasında tüm kıyamlar, kıyametler, tıkanmalar, açarlar, sayrılık ve sağaltımlar “hak” ve “hakikat” kavramları ile işaret edilmeye çalışılan durumlardan doğmaktadır. İnsanlık bütün açmazlarını, yetersizliklerini, umutsuzluk ve kökensiz yetimliklerini, evsiz/barksız, yurtsuz yuvasız hallerini bu iki kavram üzerinden sağaltmaya çalışmaktadır. 

O halde, hukuk, adalet ve iktidar durumlarının stratejik ve konvansiyonel/taktiksel ilişkileri bir yana, öncelikle hak ve hakikat ilişkisinin üzerinde durulması gerekmektedir. Çünkü diğer durumların yapısı hak ve hakikat ilişkisince şekillenmektedir. 

İçeriğe geçmeden önce metodoloji/usule dair şu saptamayı yapmak gerekir: Bir sözcük tüm sözcükleri çağırır ve aynı şekilde tüm sözcükler de bir sözcüğü. Temsiller biçimi olan dilsel dünyada, nasıl ki anlam-denilen fonksiyon/çıktı kuvvetler ilişkisinden doğmakta ise, aynı şekilde ve bu durumun gereği olarak, hiçbir sözcüğün anlamsal içeriği -sözlüklerde yapılmaya çalışıldığı gibi- diğerlerinden yalıtık biçimde ele alınıp açıklanamaz. Bu bağlamda aslında felsefi tutum takınma, bir tür kavramsal mühendislik çabasıdır. Sözcüklerin anlam dünyalarına dair var/aktüel olan durumu yeniden ele alarak, özellikle de – ama sadece onlarla değil- sözcükler dünyasının kavramsal yapılarını ve yapılar arası kuvvetler ilişkisini yeniden ele alarak, gerekiyorsa eskimiş, işlevsiz kalmış olanları yıkıp yeni paradigmal yapılanmalar ortaya koyabilmek ve bununla da yeni kuvvelere olanak hazırlayabilmektir. Kısacası bu konu bağlamında başlıkta bir araya getirmeye çalıştığım temel kavramların hiçbirisi bağlaşığı olan diğer kavramlardan yalıtık biçimde ele alınıp açıklanamaz ve bu dil-denilen yapının olmazsa olmazıdır. 

HAK VE HAKİKAT İLİŞKİSİNİN ETİMOLOJİSİ

Aşağı yukarı tüm dillerde hak ve hakikat birbiriyle sıkı ilişkisi olan, birbirini gerektiren, biri olmadan diğeri olamayan ve anlamları da birbirine “nispeten” olan kavramlardır. Türkçe dilinin dağarcığında sanırım bağlamı en geniş olan sözcük “Hak’tır”. Haklısın, hak verilmez alınır, haklıdan yana olmak gerek, hak yardım eder, hakkını helal et v.s. Görüleceği üzere hak-kavramı aynı zamanda kuvvetli bir meşruluk referansıdır, haklı olan aynı zamanda doğru, yetkili, geçerli ve güvenilir olandır. 

Tüm diller içinde etimolojik bağlamda alındığında, hak ve hakikat ilişkisi, en doygun, en organik ve tümleşik olarak Arapçada vücut bulmaktadır. Her ikisi de aynı kök-anlamdan gelmektedir, h-q-q,  “haqq” ve “haqiqa”.  Arapçada “hak” üç temel anlam katmanında kullanılır, olması gereken doğrular, kişinin mal veya yetki olarak uhdesinde olanlar/olması gerekenler ve Allah’ın adlarından biri olarak “hak”. Arapçada hak ile hakikat birbirini gerektiren biçimiyle sıkıca birbirine bağlanmış durumdadır, biri olmadan diğeri olanaksızlaşmaktadır. Sadece Arapçada değil diğer bütün dillerde “hak” bir tür “olması gereken” doğruluk hali olarak ortaya konmuş, dolayısıyla hak söz konusu olduğunda iki durum-olasılığı söz konusudur, sözü edilen şey ya hak-tır, hak-lılıktır ya da tersi. Tam da burada o amansız soru devreye girmektedir; peki hak ve hak-lı olanı kim ya da ne belirleyecektir? İşte bu soru bizi zorunlu olarak “hakikat-arayışına” sevk etmiştir.  Bu durumda hak ve haklılık denilen yaşamsal pratiklerin beraberinde gelen sorunlar iken, hakikat denilen ise bu sorunların çözümü için “doktrin” arama çabasının ürünü olarak ortaya çıkmıştır. Başka deyişle hak olanı arama çabası somutken, hakikati arama soyut ve hak-olanı meşru kılma çabasından ibarettir. 

Hak ve hakikat kavramları, Türkçe ve Farsçaya Arapçadan doğrudan ve olduğu gibi geçmiştir. Bu geçişkenlik sonrasında her iki dilde de şöylesi anlam ayrımları ortaya çıkmıştır. Türkçenin gerek gündelik gerek akademik terimsel dil kullanımlarında yer alan “gerçek” kavramı ile “hakikat” kavramı birbirine karışır hale gelmiş, birbirlerinin yerine de kullanır olmuş ve giderek her ikisi arasındaki ayrım silikleşmiş. Aslında diğer tüm dillerde de buna benzer bir durum-sorun yaşanmaktadır. Örneğin İngilizcedeki “right/truth/reality” üçlüsü arasındaki ayrımların netliği Arapçada ve dolayısıyla da Türkçe ve Farsçada........

© Fikir Coğrafyası