Eğitimin Sorunları 3: Çocuğun Kamusal Alan ile Tanışması
Çocukluk fikrinin ilk emekleme yıllarını 16. ve 17. yüzyıl olarak düşünebiliriz. Çocuğu çocuk gibi görme fikrini İbn-i Sina’da kısmen görmüş olsak bile, çocukluk tanımının anlamsal çerçevesi 18. yüzyılda belirginleşmiştir. “Çocuk” artık çocuktur; çocuk gibi görülmektedir. Çocuk kendi elbiselerini giymeye başlamıştır. Hâlbuki doğal çevrelerindeki sıcaklık faktörünün etkisiyle, önceki yüzyıllarda Mısır gibi ülkelerde çocuklar yarı çıplak ya da çıplak gezmek zorundaydılar.
Durumun daha vahim olduğu yerler Akdeniz’de bile vardı. Aristoteles’in itirazlarına rağmen, Antik Yunan toplumunda aile, çocuğunu öldürme hakkına bile sahipti. Doğduğunda çelimsiz ve güçsüz doğan çocukların akıbeti; tabiat ana ve Aşil Dağı ile yaşadıklarıyla ilintiliydi. Bu yabanıl ilişkiyi Platon’un “Devlet” adlı eserinde görebilirsiniz.
Çocukların dünyadaki gelişmelere mecburi uyum sağlama gibi sorunları da vardır. Okula ulaşan çocukların varlığına 16. yüzyıldan itibaren rastlıyor olsak da, İngiltere gibi sanayileşmenin çok güçlü olduğu ülkelerde çocuklar okullar yerine fabrikalarda çalışan işçilerdi. O dönemlerde okulun oluşumunun en güçlü nedeni, sanayi ortamına uygun insan gücü yetiştirmekti. Bu dönemin de okullaşmadaki en önemli nedenlerinden biri sanayi için insan yetiştirmektir.
Çocuklar, kitlesel eğitimin ulaştığı seviyeye bağlı olarak devlet ile ilişkiye başlamıştır. Çocukluk, soğuk devlet binalarının etüt ve denetim alanına girmiş olur. Çocuklar siyah, mavi önlükler ya da kürekli şapkaları ile bir binanın........
