menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Aliya’dan Yerida’ya: İsrail’den Göç ve Siyonist Projenin İç Krizi

19 0
20.07.2026

İsrail’den dışarıya doğru hızlanan göç hareketini, sıradan bir ekonomik göç vakası olarak ele almak mümkün değil. Çünkü İsrail, kuruluşundan itibaren dünyanın neresinde yaşarsa yaşasın bütün Yahudilerin doğal yurdu olduğu iddiası üzerine inşa edildi. Bu nedenle Yahudilerin İsrail’e gelmesi devletin ve Siyonist projenin başarısı, İsrail’den başka ülkelere yerleşmesi ise Siyonist projenin zaafı olarak görüldü. İbranice kavramlara da bu anlayışın yansıtıldığını görüyoruz. İsrail’e göç etmek aliya, yani “yükselme”; İsrail’den ayrılmak ise yerida, yani “aşağı inme” olarak adlandırılıyor. Buna rağmen, son yıllarda İsrail’den ayrılmak bilhassa genç, seküler, eğitimli ve mesleki hareket kabiliyeti yüksek kesimler arasında giderek daha fazla gündeme geliyor.

Columbia Üniversitesi profesörlerinden Filistinli Joseph Massad’ın meseleye yaklaşırken dikkat çektiği esas nokta da burada ortaya çıkıyor: Filistinliler, onları topraklarından çıkarmak için yürütülen savaş, kuşatma ve zorunlu yerinden etme politikalarına rağmen kalmaya çalışırken, İsrailli Yahudilerin bir bölümü, sahip oldukları yabancı pasaport, para, eğitim ve mesleki imkânları kullanarak ülkeyi terk etmekte. Filistinli için söz konusu olan, kendi toprağında kalma mücadelesi. İsrailli göçmen açısından ise mesele, hayatını daha güvenli ve istikrarlı gördüğü başka bir ülkede devam ettirme imkânı.

İsrail’den göçün geçmişi

İsrail’den dışarı göç yeni bir hadise değil. Devletin kuruluşunu izleyen ilk yıllardan itibaren ekonomik sıkıntılar, savaş ortamı, toplumsal uyum problemleri ve etnik ayrımcılık nedeniyle ülkeyi terk edenler oldu. İsrail’e gelen bazı göçmenler de burayı nihai yurt olarak görmedi; daha çok ABD, Kanada veya Avrupa’ya geçişte kullanılacak geçici bir durak olarak düşündüler.

Ancak günümüzdeki göç hareketini geçmiştekilerden ayıran bazı hususlar var. Daha önce ayrılma kararında ekonomik ve mesleki imkânlar ön plandayken, artık ülkenin siyasi yönü, güvenlik şartları ve çocukların geleceği daha fazla belirleyici olmakta. Hayat pahalılığı, yargı krizi, aşırı sağın yükselişi, dinî partilerin siyaset üzerindeki etkisi ve sürekli savaş hâli aynı dönemde bir araya gelmiş hâlde. Gazze’de yürütülen soykırım ve bunun İsrail Yahudi toplumunun çok geniş kesimi tarafından desteklenmesi de küçük fakat görünür bir kesimde ahlaki yabancılaşmayı sebep oldu.

Bunun neticesidir ki, İsrail’den ayrılmak, geçmişte olduğu gibi utanç verici bir davranış veya Siyonist projeye ihanet olarak görülmekten çıkmaya başladı. Özellikle genç aileler açısından ikinci pasaport almak, yurt dışında iş araştırmak ve çocukları başka bir ülkede okutmak makul bir ihtiyat tedbiri hâlini aldı.

Göç rakamlarındaki artış

Son yıllara ait veriler, İsrail’den uzun süreli ayrılanların sayısında ciddi bir artış yaşandığını göstermekte. 2023’ten itibaren çıkışlar geçmiş yılların ortalamasının üzerine çıktı. 2024 ve 2025’te ülkeyi terk edenlerin sayısı yüksek seviyede kalırken, İsrail’e gelen yeni göçmenler ile yurt dışından dönenler bu kaybı karşılamaya yetmedi. 2026 ilkbaharında açıklanan verilere göre göçün hızı önceki iki yıla kıyasla bir miktar yavaşladı. Buna rağmen yaklaşık 45 bin kişi İsrail’den ayrılırken, dönenlerin sayısı 20 bin civarında kaldı. Göç dengesi böylece yine negatif gerçekleşti.

Aynı dönemde İsrail’in toplam nüfusu, yüksek doğum oranının etkisiyle yüzde 1,4 artarak 10 milyon 244 bine ulaştı. Bu nedenle İsrail’in nüfusunun kısa süre içinde azalacağı veya ülkenin boşalacağı yönünde bir netice çıkarmak doğru olmaz. Ancak toplam nüfusun artması, göçün doğurduğu tehlikeyi ortadan kaldırmamakta. Asıl mesele ayrılanların sayısından çok, kimlerin ayrıldığı. Çocuk doğumları sayesinde nüfus büyürken, hekimlerin, mühendislerin, akademisyenlerin ve teknoloji çalışanlarının ülkeyi terk etmesi mümkündür. Böyle bir durumda İsrail’in nüfusu büyümeye devam etse de, bilimsel ve ekonomik kapasitesi zayıflayabilir.

Yargı krizi ve Netanyahu hükümeti

Şüphesiz ki, bugünkü göç dalgasının başlangıcını 7 Ekim 2023’e bağlamak eksik bir değerlendirme olur. Göç etme eğilimi, Netanyahu’nun aşırı sağcı ve dinî partilere dayanan hükumetinin işbaşına gelmesinden sonra daha belirgin olmaya başlamıştı. Hükumetin yüksek yargının yetkilerini sınırlandırma girişimi, özellikle seküler ve liberal kesimlerde ciddi bir rejim değişikliği korkusu doğurdu. Netanyahu’nun iktidarını koruma çabaları, ultra-Ortodoks Yahudi partilere sağlanan ayrıcalıklar, yerleşimci hareketin devlet içindeki nüfuzu ve dinî kuralların kamusal hayat üzerindeki etkisi aynı siyasi gelişmenin parçaları olarak görülmekteydi.

Böyle bir ortamda yabancı pasaport başvuruları arttı. Bazı aileler yurt dışında ev ve iş araştırmaya, şirket sahipleri de sermayelerini başka ülkelere taşıma ihtimalini değerlendirmeye başladı. İsrail’in seküler orta sınıfında, çocukların daha dinî, daha otoriter ve sürekli savaş içinde bulunan bir........

© Fikir Coğrafyası