İslam Özkan ile Hakan Fidan - Erdoğan Çelişkisi Üzerine
İslam Özkan medyascope.tv'de "Fidan-Erdoğan çelişkisi: Rol paylaşımı mı vizyoner farklılık mı?" başlıklı bir yazı yazdı. Biz de onunla bu yazısından yola çıkarak bir söyleşi gerçekleştirdik.
Yazınızın başlığında sorduğunuz o temel soruyla başlayalım: Sizce Erdoğan ve Fidan arasındaki bu durum bir "rol paylaşımı" mı yoksa "vizyoner bir farklılık" mı?
Bir rol paylaşımı olduğuna dair çok fazla emare hatta gösterge var. Ancak yine de kişisel vizyon farklılıklarının da katkısını yadsıyacak değiliz. Sonuç itibarıyla herkesin nevi şahsına münhasır bir takım karakteristik özellikleri var ve bu bir şekilde açıklamalara, tutum ve davranışlara yansıyor. Öte yandan şunu da teslim etmek gerekir: Bağlam ve konjonktür değişse, Fidan ve Erdoğan farklı bağımsız aktörler olarak ortaya çıksalar nasıl bir tutuma sahip olurlardı, bunu değerlendirmek önemli. Öte yandan siyasal aktörlerin almış oldukları tutumların da sabit olma gibi bir imkanı yok. Olaylar hızla değiştikçe siyasal aktörlerin ona karşı pozisyonları da değişiyor. Tabii bazı aktörlerin tutumlarına kişisel karakteri daha fazla yansır, kimi daha uyumludur, kimi etkilenen değil müessir olmaktan yanadır, ya da yapısı öyle tecelli eder. Ancak bütün bunlar teorik mülahazalardan ibaret, asıl üzerinde durulması gereken ve bizi de temel olarak ilgilendiren konu şu: Neden iki farklı siyasal aktör aynı siyasetin parçaları olduğu halde ayrı tellerden çalmayı tercih ediyorlar? Şayet yönetme/hükmetme işini bir orkestraya benzetecek olursak, bir yönetimde her departman farklı bir enstrüman grubudur. Eğer ortak bir nota ve tempo yoksa, ortaya çıkan şey bir müzik değil, kakofoni olur. Kemanların flütlerden daha hızlı çaldığı, davulun ise ritmi tamamen kaçırdığı bir senaryo düşünün. Eğer ekip üyeleri stratejik hedefleri farklı yorumluyorsa, herkes kendi içinde "doğru" çaldığını sanır ama sonuç detonedir. Bir yönetici, ekibinin frekansını sürekli kontrol etmeli ve herkesin aynı "tonda" konuştuğundan emin olmalıdır. Eğer bu olmuyorsa o zaman iki farklı muhataba iki farklı mesaj verilmeye çalışılıyor demektir. O zaman sadece bir rol dağılımından söz edilebilir.
AKP dış politikasının "iki farklı kanaldan" yürütüldüğünü ifade ediyorsunuz. Bu kanalları ve bu kanalların başındaki aktörleri nasıl tanımlarsınız?
Bu bilinen bir şey. Bu ikiliği her yerde görmek mümkün. Örneğin Erdoğan yurtdışı seyahatlerinde (ama özellikle de ABD seyahatlerinde) yanında devletin görevli memurunu tercüman olarak götürmek yerine kendi tercümanını götürüyor. Buradaki amaç ne olabilir, sizin ve okuyucuların hayal gücüne bırakıyorum.
Bu örneğin tek başına bir çok şeyi açıklayacağını düşünüyorum. Bu kanalların kimler olduğu zaten belli bu yüzden bu kanalların başındaki aktörleri tanımlamak yerine bu dualitenin Türkiye’de nelere mal olduğunu konuşmak daha sonuç alıcı olacaktır. Eğer bir organizasyonda iki otorite varsa, bu durum çalışanlarda rol çatışması ve bilişsel........
