Hikmet Kıvılcımlı’nın Tarih Tezi ve Din Tasavvuru
Hikmet Kıvılcımlı, Türkiye sosyalist düşünce tarihinde yalnızca bir eylem adamı değil, aynı zamanda dinin toplumsal ve maddi temellerini Marksist bir metodolojiyle çözümlemeye çalışan en özgün kuramcılardan biri olarak öne çıkar. Onun dini anlayışı, klasik Marksist "din halkın afyonudur" önermesinin ötesine geçerek, inanç sistemlerini üretici güçlerin gelişimi, tarihsel determinizm ve toplumsal yeniden üretim süreçleri içerisinde bir "madde" olarak ele alır. Kıvılcımlı’nın din yorumu, kendi geliştirdiği ve "Antika Tarih"in gidiş yasalarını keşfettiğini iddia ettiği "Tarih Tezi"ne göbekten bağlıdır. Hikmet Kıvılcımlı’nın din anlayışı, Türkiye sosyalist düşüncesinde "özgünlük" iddiası taşısa da, derinlemesine incelendiğinde Marksist metodolojinin sınırlarını zorlayan, hatta yer yer idealist ve romantik sapmalara düşen bir yapı arz eder. Kıvılcımlı, dini "toplumsal bir madde" olarak tanımlarken, aslında teolojik kavramları sosyolojik kategorilere indirgeyen bir redüksiyonizm (indirgemecilik) içine düşmüştür.
TARİH TEZİ VE DİNİ ANLAYIŞI
Kıvılcımlı’nın dini anlayışını kavramak için öncelikle onun tarihsel materyalizmi nasıl yorumladığını anlamak zaruridir. Ona göre tarih, bir "Birikim Bilimi" olmaktan çıkarılıp "Sınıflandırma Bilimi"ne dönüştürülmelidir; zira tarihsel süreçler rastlantısal değil, belirli yasalar (determinizm) çerçevesinde ilerler. Kıvılcımlı, Marks ve Engels’in modern kapitalist toplum için kurduğu yasaların, mülkiyetin henüz "kişi mülkiyeti" olarak kemikleşmediği "Antika Tarih" döneminde (İÖ 5000 - İS 1500) farklı işlediğini savunur.
Bu dönemde din, basit bir üstyapı kurumu değil, toplumun ekonomik temeli olan "komün" (topluluk) değerlerinin bir yansıması ve koruyucusudur. Kıvılcımlı, dinin özünü özel mülkiyeti reddeden "ilkel sosyalist" ve "komüncü" bir tutum olarak tanımlar. Ona göre dinler, başlangıç aşamalarında egemenlerin bir yalanı değil, toplumun özgürlük, eşitlik ve adalet ideallerinin kutsal bir dille ifade edilmiş biçimleridir.
Kıvılcımlı'nın analizine göre, medeniyetler (sınıflı toplumlar) tefeci-bezirgân sermayenin etkisiyle çürüyüp asalaklaştığında, üretici güçlerin önü tıkanır. Bu düğümü ancak dışarıdan gelen, henüz sınıflaşmamış ve komün gücünü koruyan "barbar topluluklar" çözebilir. Bu yıkıcı ve yeniden kurucu sürece "Tarihsel Devrim" adını verir. Din ve peygamberlik, işte bu tarihsel devrim anlarında, komün gücünü medeniyete taşıyan ideolojik birer "rönesans" aracı olarak işlev görür.
Kıvılcımlı’nın din anlayışının en çarpıcı ve orijinal yönü, "Allah" kavramını "Tarihsel Determinizm" ile özdeşleştirmesidir. Ona göre Allah, doğa ve toplum yasalarının antika tarihteki adıdır. Peygamberler, toplumun kriz anlarında bu nesnel yasaların gidişatını sezen, ancak o günkü bilgi seviyesiyle bunu bilimsel bir terminolojiyle ifade edemeyen dehalardır.
Kıvılcımlı, Kur’an’daki "Esma-ül Hüsna"nın (Allah’ın 99 ismi) aslında birer doğa ve toplum kanunu olduğunu savunur. Bu isimler, evrimin ve tarihin gidişatını kodlayan sembollerdir. Örneğin:
El-Cami: Tarihin biriktirerek ve sentezleyerek ilerlemesi, toplumda devrim anlarının "toplayıcı" karakterini temsil eder.
El-Muksit: Tarihsel determinizmin en karmaşık akışlarda bile bir denge kurma yasasıdır.
Es-Sabûr: Toplumsal evrimin insan ömrünü aşan, binlerce yıllık sabırlı birikimini ve gidiş hızını simgeler.
El-Ganiyy: Evrimin ihtiyaçsız ve bolluk dolu yapısını, ihtiyaçları yaratanın da giderenin de kanunlar olduğunu anlatır.
Bu perspektiften bakıldığında, "Allah mı insanı yarattı, insan mı Allah'ı?" sorusuna Kıvılcımlı'nın cevabı materyalisttir: Allah’ı insan yaratmıştır. Ancak bu yaratma eylemi keyfi bir hayal gücü değil, toplumsal yasaların (determinizmin) insan beynindeki kaçınılmaz yansımasıdır. İnsan, kendi toplumsal yasalarını kutsallaştırarak Allah adını vermiş, böylece o yasalara uyumu (ibadeti) bir yaşam biçimi haline getirmiştir. Kur’an’daki "Esma-ül Hüsna"nın doğa ve toplum kanunları olarak okunması , semantik bir zorlama olarak eleştirilebilir. Kıvılcımlı, determinizmi kutsallaştırırken, aslında Marksizm’in din karşısındaki mesafeli ve eleştirel pozisyonunu, dinle "dilsel bir barış" uğruna feda etmektedir
KUTSALLAŞTIRMA PROSESİ
Kıvılcımlı, kutsallığın "gökten inmediğini", aksine yeryüzündeki maddi ve sosyal ilişkilerin bir sonucu olarak inşa edildiğini savunur. Bu süreç, Morgan’ın antropolojik bulgularıyla paralel olarak Totemizmden başlar. Kutsallaştırmanın ilk halkası olan Totemizm, ilkel komün insanının kendi kolektif gücünü ve doğayla........
